AŞK SONESİ – I –

 

Matilde, bitki ismi, taş ya da şarap,

doğarsın topraktan ve yaşarsın daima,

sözcük aydınlatır günü yaratısında,

patlar limonların ışığı yazında.

 

Arı sürüsünün mavisiyle, deniz ateşiyle

çevrilmiş ahşap tekneler yüzer bu adda,

ve kömürleşmiş yüreğime dökülen

bu harfler ırmak suyundan.

 

Ey bir boru çiçeği altında bulunmuş isim

dünya kokularının iletişiminde

bilinmedik bir tünelin girişi gibisin.

 

Ah alazlanan ağzınla işle içime,

istersen incele beni gece karası gözlerinle,

yeter ki yelken açıp uyuyayım isminde.

 

[“Yüz Aşk Sonesi”nden]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

AŞK SONESİ  – III –

 

Amansız sevişme, menekşe renkli dikenli taç,

onca katı tutkunun arasındaki yabanıllık,

acının mızrağı, öfkenin çiçek sepeti,

nasıl, hangi yollardan gelirsin ruhuma?

 

Niçin fırlatırsın bana acı dolu ateşini bir çırpıda

soğuk yaprakların arasında giderken yolumda?

Sana kim öğretti bana ulaştıran adımları?

Hangi çiçekler, taşlar ve dumanlar gösterdi meskenimi?

 

Fakat bir şey kesin: bir titreyiş geçti ürküten gecenin içinden,

şafak doldurdu kadehleri şarapla

ve doğruldu güneş göksel yakınlığında,

 

bıçaklarla ve dikenlerle un ufak edene dek

ve yüreğime alazlı bir yol açana dek

kuşattı yüreğimi durmaksızın acımasız sevişme.

 

[“Yüz Aşk Sonesi”nden]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

AŞK SONESİ – V –

 

Gece, hava ya da şafak dokunmasın sana asla,

fakat gece yalnızca, üzümlerin içi,

o saf suyu duyduğu zaman büyüyen elmalar,

mis kokulu ülkende balçık ve reçine.

 

Gözlerinin dünya ışığını gördüğü Quinchimalí’den

sınır bölgesinde benim için yaratılmış ayaklarına kadar,

bildiğim balçıklı topraksın sen:

yeniden dokunurum kalçalarında dünyanın tahılına.

 

Belki bilmiyorsun, Araukanyalı kadın,

ki seni sevmeden evvel, unutmuştum öpüşlerini,

ki yüreğim ağzını anımsamayı sürdürdü,

 

ki bir yaralı gibi yürüdüm sokaklarda,

ta ki, sevgilim, bulduğumu anlayana dek,

öpüşlerden ve volkanlardan bölgemi.

 

[“Yüz Aşk Sonesi”nden]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

AŞK SONESİ – VIII –

 

Gözlerin ayın rengini barındırmasaydı

ve balçıktan günleri, çalışmayı ve ateşi,

ve yakalayamadığın havanın esnekliğini,

kehribar olmasaydın bir hafta uzunluğunda,

 

ve sonbaharın boru çiçekleri arasında yükselen

o sarı an olmasaydın

ve uğraşarak gökteki unun arasında

pırıltısında ayın yaptığı ekmek de olmasaydın,

 

sevmezdim seni o zaman, ey çok sevdiğim!

Kollarında kucaklarım var olan her şeyi,

kumu, zamanı, yağmurun ağacını,

 

ve her şey yaşar ben yaşayayım diye:

mesafesiz görürüm her şeyi:

senin hayatında duyumsarım yaşayan her şeyi.

 

[“Yüz Aşk Sonesi”nden]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

AŞK SONESİ – XVII –

Tuzun gülü gibi ya da topaz gibi
ya da ateşi çoğaltan karanfillerin oku gibi sevmem seni:
karanlık bazı şeylerin, gizlice, gölgeyle ruh arasında,
sevildiği gibi severim seni.

Çiçeklerin ışığını içinde gizleyen
çiçeklenmeyen bitki gibi severim seni,
ve teşekkürler aşkına, kasvetle bedenimde
yaşar topraktan yükselen kesif rayiha.

Severim seni bilmeden nasıl, ne zaman, nereden,
basitçe severim seni, sorunsuz ve gurursuz,
başka türlü sevmeyi bilmediğim için böyle severim seni.

Fakat ne sen varsın ne de ben,
öyle yoğun ki sevdamız, bağrımdaki elin elimdir,
öyle yoğun ki, uyuduğumda kapanan gözlerindir.

 

[“Yüz Aşk Sonesi”nden]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

AŞK SONESİ – XXVII –

 

Çıplak ellerinden biri gibi yalınsın, pürüzsüzsün,

dünyevisin, küçüksün, mükemmelsin ve şeffafsın,

ayın zambakları sende, elma yolları,

çıplak incesin çıplak buğday gibi.

 

Çıplak mavisin Küba gecesi gibi,

boru çiçeklerin var ve yıldızlar saçlarında,

çıplak muhteşemsin ve sarı

altın bir kilisedeki yaz gibi.

 

Çıplak küçüksün tırnaklarından biri gibi,

kıvrılmışsın, incesin ve gül pembesin, giysiden

ve uğraşlardan bitimsiz bir tünel gibi yeraltından

 

bir dünyaya gidene dek sen ve doğana dek gün:

çıplak bir ele dönüşmek için yeniden

söner berraklığın, giyinir ve yitirir yapraklarını.

 

[“Yüz Aşk Sonesi”nden]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

AŞK SONESİ – LXVIII –

 

(Bir Gemi Süsü Figürü)

 

Tahtadan yapılmış bu kız yürüyerek gelmedi,

birden oturuyordu orada, tuğla yığınları arasında,

denizin kadim çiçekleri taçlandırmıştı alnını

ve köklü hüzünleri barındırıyordu bakışları.

 

Boş hayatlarımıza bakarak, dinlendi orada,

yaptığımız, olduğumuz, gittiğimiz, geldiğimiz bütün dünyada,

ve soluyordu gitgide günün taçyaprakları.

İzliyordu bizi, görmeksizin, tahta kız.

 

Kadim sularla taçlanmış kızcağız

bakıp duruyordu yenilmiş gözlerle,

ve biliyordu zamandan ve sudan ve dalgadan

 

ve sesten ve yağmurdan yapılmış uzak ağlarda yaşadığımızı,

bilmeden var olduğumuzu ya da kendisinin düşü olduğumuzu.

Hikayesi budur tahtadan yapılmış o kızın.

 

[“Yüz Aşk Sonesi”nden]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy