Taşlar Vadisi (1946)

 

Bugün, 25 Nisan, düştü

Ovalle’nin tarlalarına

yağmur, uzun süredir beklenen su, 1946’da.

 

Boz demirhanesini dağlarda kuruyor sisli bir gün

bu ilk ıslak Perşembe günü.

Aç çiftçilerin torbalarında sakladığı

küçük mısır tohumları için Perşembe’dir bu:

Bugün aceleyle çizecekler toprağın kabuğunu

ve batıracaklar o yeşil hayatın mısırını çamura.

 

En son dün gittim tekrar Hurtado ırmağına:

O çetin ve dalayan kayalıkların arasında çıktım yukarı,

dikenlerden kaskatı, değil mi ki o büyük And dağı kaktüsü

çok kollu zalim bir şamdan gibi kalkıyor ayağa orada.

 

Ve bütün bu çorak dikenlerin üzerinde quintral bitkisi

yakmış bütün kanlı lambalarını al bir entari gibi

ya da korku salan akşam kızıllığından bir leke gibi,

bir bedenden kan gibi sürüklenmiş binlerce diken arasından.

 

Kayalar muhteşem damarlardır, pıhtılaşmış

ateşin çağlarında, vadiyi bekleyen

bu merhametsiz heykellerle birlikte eriyene kadar

yuvarlanıp duran taşın kör çuvalları.

 

En kenardaki sulardan uysal ve ölmekte olan

bir çağıltıyı getiriyor ırmak içine

sarkan yaprakların ok karası kalınlığına, ve kavaklar

kaybediyor ince sarı renklerini damlalarda.

 

Norte Chico’da sonbahardır, gecikmiş sonbahar.

Burada parıldıyor ışık üzümlerde daha uzun süre.

Bir kelebek gibi daha uzun süre ikircikli davranıyor

berrak güneş olgunlaşana dek

üzüm ve misket üzümü halıları ışık saçıyor vadide.

 

[“Evrensel Şarkı”nın on birinci bölümü “Punitaqui’nin Çiçekleri”nden]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Reklamlar

Pablo Kardeş

 

Fakat bugün geliyor köylüler beni görmeye: “Kardeş,
hiç suyumuz yok, Pablo Kardeş, hiç su yok,
yağmur yağmadı.
Ve ırmağın
kıt akıntısı
yedi gün akıyorsa, yedi gün kuruyor”.

“İneklerimiz dağlarda öldü gitti”

“Ve kuraklık çocukları öldürmeye başladı.
Yukarda oturanların çoğunun yiyecek bir şeyi yok.
Pablo Kardeş, Bakan ile konuşmalısın”.

(Evet, Pablo Kardeş, Bakan ile konuşmalı,
fakat bilmiyorlar ki, benim oraya gidişim nasıl karşılanacak,
o onursuz derilerden koltuklar
ve üstelik bakan tahtası, kemirilmiş
ve kasıntılı tükürükle cilalanmış).
Bakan yalan söyleyecek, ellerini kıvıracak,
ve yoksul comunero’nun davarı
eşeği ve köpeğiyle birlikte düşecek
ufalanan kayalardan, açlıktan açlığın içine doğru.

 

[“Evrensel Şarkı”nın on birinci bölümü “Punitaqui’nin Çiçekleri”nden]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Açlık ve Öfke

 

Elveda, elveda çiftliğine, fethettiğin

gölgeye, o berrak dala,

kutsanmış toprağa,

öküze, elveda esirgenen suya,

elveda bayırlara, yağmurla gelmeyen

müziğe, o kupkuru

ve taşlı sabah kızıllığının solgun kemerine.

 

Juan Ovalle, sana elimi verdim, susuz eli,

taştan eli, duvardan ve kuraklıktan bir eli.

Ve dedim ki sana: Beddua et o koyu kahverengi kuzuya,

o en merhametsiz yıldızlara, kurşun renkli bir diken gibi aya,

gelinsi dudakların kırılmış dallarına,

fakat dokunma insana, dökme henüz kanını insanın

dokunarak damarlarına, boyama henüz kumu kanla,

vadiyi yangınlar içinde bırakma düşmüş

atardamar dallarının ağaçlarıyla.

 

Juan Ovalle, öldürme. Fakat elin

yanıtladı beni: “Bu toprak

öldürecek, intikam almak

isteyecek geceleri, acılığında

zehirden bir rüzgârdır o yaşlı kehribar hava,

ve gitar benziyor bir suçlunun

sopasına, ve bir bıçaktır rüzgâr”.

 

[“Evrensel Şarkı”nın on birinci bölümü “Punitaqui’nin Çiçekleri”nden]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Topraklarını Alıyorlar

 

Değil mi ki vadinin ve kuraklığın ardında,
ırmağın ve sararmış yaprakların ardında,
tarla ve hasat için pusuda
bekliyor toprak hırsızı.

Bak bu çınlayan menekşe renkli ağaca,
bak kızaran bayrağına ağacın,
ve ardında sabah ırkının
bekliyor toprak hırsızı.

Dinle kör kayalıkların tuzu gibi
kristal rüzgâr ceviz ağaçlarında,
ne ki her günkü mavi ışıkta
cirit atmakta toprak hırsızı.

Gör buğdayın tohum katmanları arasında
altın oklarıyla vurduğunu,
ve ekmekle insan arasında bir maskenin varlığını:
Toprak hırsızını.

 

[“Evrensel Şarkı”nın on birinci bölümü “Punitaqui’nin Çiçekleri”nden]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Minerallere Doğru

 

Sonra tuzdan ve altından

o yüksek taşa

tırmandım, metallerin

gömülmüş cumhuriyetine:

Bir taşın diğerine

kara bir balçıkla yapıştığı

yumuşak duvarlar vardı.

 

Taşla taşın arasındaki bir öpüş

o koruyan yollarda,

topraktan bir öpüş ve toprak

arasında o büyük kırmızı üzümlerin,

ve dizi dizi

takma dişleri toprağın,

saf öz maddeden yapılmış taştan bir çit,

götürüyor ırmak taşlarının

sonsuz öpüşlerini beraberinde

yolun binlerce dudağına.

 

Tarımdan altına yükselelim.

Burada bulacaksınız büyük çakmak taşlarını.

 

Elin ağırlığı bir kuş gibi.

İnsan bir kuş, havadan bir öz,

inattan, kaçıştan, ölüm savaşından,

belki pırıltılı bir göz, ama bir savaş.

 

Ve orada, altının kesişen beşiği

Punitaqui’de, yüz yüze

dehlizin ve kükürdün

suskun işçileriyle, geldi,

Pedro, meşinden barışıyla,

geldi, Ramírez, kapanmış

maden dehlizlerinin dölyatağını

araştıran yanmış elleriyle,

basamaklardaki, altının yeraltı

kireçtaşı vuruşlarında, aşağıdaki kalıplarda

parmak izlerinin alet edevatları

ateşle damgalanmışlar,

selâm olsun sizlere.

 

[“Evrensel Şarkı”nın on birinci bölümü “Punitaqui’nin Çiçekleri”nden]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Punitaqui’nin Çiçekleri

 

Orada anayurt daha da katıydı şimdi.

Saçılmış tuzdu altın,

kırmızı alevler saçan bir balık, ve o hiddetli

toprak parçası doğuyordu ezilmiş küçük

dakikasında onun, kanlı tırnakların getirdiği.

 

Şafakta soğuk bir badem ağacı gibiydi,

sıradağlarının dişleri altında,

deliyor yürek kendi çıkışını,

araştırıyor, yokluyor, acı çekiyor, tırmanıyor, ve

en merkeze, en gezegensi yüksekliğe ulaşıyor

yırtılmış gömleğiyle.

 

Yanık yürekli biraderler,

bırakın elime bugün yaptığınız işi,

ve bırakın bir kez daha gitsin o uyuyan katmanlara,

daha da derine, kaçmak isteyen

yaşayan altın gitsin elinin bir maşa

gibi tuttuğu daha da derine.

 

Ve oraya geldiler birkaç çiçekle

yöre kadınları, Şili yaylalarının kızları,

madenin mineralsi kızları,

ve bıraktılar bir buketi ellerime, birkaç çiçek

Punitaqui’den, birkaç kırmızı çiçek,

sardunyalar, bu katı topraktan,

ellerimde en derin dehlizdeymiş gibi

bulunan alelade çiçekler,

döndürdü bu çiçekleri

kırmızı suyun kızları,

insanın derine gömülmüş derininden.

 

Ellerini ve çiçekleri tuttum, mahvolmuş,

mineralsi toprağını, taçyapraklarının

ve acıların esrarlı kokusunu.

İnceledim onları ve biliyordum geldiklerini

altının kötü yürekli yalnızlığına,

kan damlaları gibi gösterdiler bana

heba olmuş hayatlarını.

 

Onların yoksulluklarında

çiçek açan kaleydiler, şefkatin

buketi ve uzak metal.

 

Punitaqui’nin çiçekleri, atardamarlar, hayat,

yatağımın ucunda geceleri yükseliyor kokularınız

ve alıp götürüyor beni hüznün

en derin maden dehlizlerine,

geçerek o ezilmiş yüksekliği, geçerek karı,

ve hatta sadece gözyaşlarının ulaşabileceği kökleri geçerek.

 

Çiçekler, yayla çiçekleri,

madenden ve taştan gelen çiçekler,

Punitaqui’nin çiçekleri,

o acı yeraltının kızları: Bendesiniz, ve unutulmadınız hiç,

hep hayatta kalacaksınız bende ve kuracaksınız

ölümsüz berraklığı, taştan bir taçyaprak

ölmez hiç.

 

[“Evrensel Şarkı”nın on birinci bölümü “Punitaqui’nin Çiçekleri”nden]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Altın

Sahibi altındı bu temiz günün.
Yapısı yeniden batmadan önce
o kendini bekleyen çamursu atıkta,
yenilerde göründü, yenilerde kaybetti
yeryüzünün o yüksek heykelini,
ateşle temizlenmişti, insanoğlunun
teri ve elleriyle örtünmüştü.

Orada ayrılmıştı halk ile altın.
Ve ilişkileri topraksıydı, temiz
zümrüdün kül rengi anası gibi.
Rahatsız edilmiş çubuğu tutan el de
ter içindeydi
toprağın temelinden azalmış
zamanın bitimsiz boyutundan,
tohumların geçici renklerinden,
gizem dolu bereketli topraktan,
salkımları işleyen topraktan.

Lekelenmemiş birçok altın yeryüzü, insanın
parçaları, halkın kirletilmemiş
metali, yollarının oluşturduğu
merhametsiz haçların karşılaştığını
anlayamayan bakire madenler:
İnsan ara vermeden kemirecek tozu,
devam edecek taşlı toprak olmaya,
ve altın yükselecek kanının üzerinden
yaralayana dek ve hükmedene dek yaralıya.

[“Evrensel Şarkı”nın on birinci bölümü “Punitaqui’nin Çiçekleri”nden]

 Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy