I

Ahenklendirir müziği

Yerdeki ve gökteki sazlar;

Söğüt ağaçlarını birleştiren

Irmaklar boyunca çalmakta sazlar.

Irmak boyunca akar musiki

Değil mi ki Eros geçer oradan,

Solgun çiçeklerdir hırkasından salınan

Ve esmer yapraklar saçlarındaki.

Çalar uyumla her parçayı,

Musikiye başı da eşlik eder,

Ve bir çalgıyı

Kavrar parmaklar.

 

(1903-4)

James Joyce

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

II

Dönmekte alacakaranlık morkuvars’a

Maviye ve laciverde,

Lambanın soluk yeşil parıltısı

Caddenin ağaçlarını örtmekte.

 

Çalar ağırbaşlıca eski piyano,

Usul ve şen bir türküyü;

Sarı tuşların üstüne eğer bedeni,

İşaretler başı da o yönü.

Utangaç düşünceleri ve kocaman vakûr gözleri

Ve dalgalanan elleri alarga –

Dönmekte alacakaranlık koyu maviye

Morkuvarsın ışığıyla.

 

(1902)

James Joyce

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

III

Ey yalnız izleyicisi gökyüzünün, işitiyor musun
Her şeyin uyuduğu bu saatte
Gündoğumunun solgun kapıları açılsın diye
Eros’a yakardıklarını gecenin
Ve iç çekişlerini harplerin?

Ey yalnız, uyanıyor musun her şey uyurken
Duymak için şirin harplerin tınısını
Eros’a hoş geldin şarkısını,
Ve gece rüzgârının ilahiyle bildirdiğini
Bitişini gecenin?

Ey gizlenmiş harpler, şirin ışıkların
Gelip gittiği şu anda
Cennetteki yolu parıldayan Eros için sürdürün türküyü,
Yayılsın şirin ve uyumlu ezgiler
Toprağa ve buluta.

James Joyce

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

IV

Gökyüzünde mahcup bir yıldız geçerken

Kızoğlankız edasıyla ve hüzünle,

Duy uyuşuk akşamın arasından

şakıdığını bir sesin eşiğinde.

Çiy’den daha narindir O’nun sesi

Ve görmeye gelmiştir seni.

Ah ne dalgınlığa bat artık

Ne de kafa yor: Kimdir kapımda bu şakıyan acaba?

Çağırırken O, akşam vaktinde

Düşünme yüreğine ağan türküyü!

İşte söylüyorum, dinle aşığının şarkısını,

Benden başkası değil kapındaki şarkıcı.

 

(1903)

James Joyce

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

V

Sark pencereden,

Altın saçlı,

Dinliyorum şakıdığın

neşeli şarkıyı.

Kitabım kapalı;

Artık okumuyorum,

Ateşin dansını izliyorum

Yerdeki.

Terk ettim kitabı,

Ayrıldım evimden,

Duydum şarkını

kasvetin içinden.

Sürüyor şarkın

neşeli şarkın

Sark pencereden,

Altın saçlı.

 

(1903-4)

James Joyce

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

VI

O şirin bağrının içinde olaydım keşke

(Ah ne güzel ne de şirin!)

Hiç bir yabansı yelin bana ulaşamayacağı yerde.

Bedbaht hırçınlıklar yüzünden

Olmak isterdim bağrının içinde.

 

İsterdim her daim yüreğinde olmak

(Ah usulca çalıyorum kapını ve yalvarıyorum!)

Orada payıma düşen yalnızca huzur olacak.

Hiç bir sertlikten incinmeyeceğim Yüreğinde kiracı olarak.

 

(Ekim 1904)

James Joyce

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

VII

Giymiş sevdiğim incecik bir entari

Elma ağaçlarının arasında,

Şen şakrak rüzgârlar esmeyi

Arzular orada topluca.

 

Hoyrat rüzgârların taze yapraklara

Giderayak kur yaptıkları yerde

Yürümekte sevdiceğim usulca

Ve kıvrılmakta gölgesi çimde.

 

Ve gökyüzü gülümseyen toprağın üstünde

Dururken soluk mavi bir fincan gibi,

Yürümekte sevdiceğim sessizce

Kavrarken narin eliyle eteğini.

James Joyce

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

VIII

Kimdir geçen yeşil korudan

Eğilirken önünde her ağaç ilkyazda?

Kimdir geçen neşeli korudan

çıldırtmak için yeşili curcunayla?

Kimindir bu usul adımlar

Günışığında yollarla tanış?

şirin günışığında geçen kimdir

Yüzünde saf bir gülümseyiş?

Bütün yolları ormanın

Pırıldar uysal ve altın bir alevle –

Kimin için süslenmiş acaba bu güneşli orman

Bu güzelim entariyle?

Ah, benim büyük sevdam hürmetine

Ormanların yapraklarla süslenmesi-

Benim büyük sevdam hürmetine,

Ah, sevda öyle de taze ve değerbilir ki.

James Joyce

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

IX

Dans eder Mayıs rüzgârları denizde

Dolanırken beyaz dalgaların üstünde,

Gezinir kıyıdan kıyıya yüzeyde

Köpürür sonra denizle birlikte,

Süzülerek gümüş iplikler gibi havada.

Söyleyin, gördünüz mü benim canımın canânını?

Kutlu gün! Kutlu gün!

Mayıs rüzgârıyla giden!

Aşk acı verir aşkı yitirirsen!

 

James Joyce

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

X

Parlak kep ve flamalar içinde,

Şakıyor çukurun dibinden:

Gel peşimden, gel peşimden,

Dilediğin sevda ise.

Peşimizden gelmeyecek hayalpereste

Bırak düşü,

Bu şarkıyı ve gülüşü

O kadar da önemseme.

Flamaların dalgalanmasıyla

Daha yüreklice söylüyor türküyü

Kaplıyken omuzlarının üstü

Yaban arılarının vızıltısıyla.

Ve bırakalım şimdi düşleri bir yana da

Yaşayalım günümüzü

Gün sevdalıların günü

İşte geliyorum, sevdiceğim.

 

(1903)

James Joyce

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

XI

Veda et, elveda, elveda,

Veda et kızlık günlerine.

Mutlu Eros kur yapmaya gelmiş

Sana ve bakireliğine –

Bu kemer güzelleştirsin seni

Ve sarı saçlarını kuşatan bu saç filesi.

Duyduğunda adını O’nun

Üzerinde melek borularının

Başla çözmeye kemerini ki çekesin O’nu

Üzerine taze göğsünün

Ve usulca çöz bakireliğin sembolü

Bu saç örgüsünü.

 

(18 Eylül 1904)

 

James Joyce

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

XII

Acaba ne öğütledi yüreğine

Bu başı bağlı ay, mahcup şirin yavrum,

Kadim dolunaydaki Eros hakkında

Şöhreti ve ayakları altındaki yıldızlar hakkında,

Ah hısım akraba dolu

Franziskan rahibi – komedyenle birlikte.

En iyisi inan bilge sözüme

Kulak asma rahibin dediğine,

Şu gözlerde tutuşan bir övgü

Ürpertir yıldız ışığını. Benimsin, ah benimsin sen!

Ağlama artık ne ay varken ne de sis

Sevgili duygusal yavrum.

 

James Joyce

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

XIII

Git bul O’nu ve geleceğimi söyle

Bütün nezaketinle,

Ey her daim bir düğün şarkısı şakıyan

Baharatların yeli.

Ah, tezcek es kara topraklardan

Ve koş denizin üstünden

Ne denizler ne de karalar ayırsın

Sevdiğimi benden

 

Haydi, yel, senin merhametine

Sığınıyorum,

Es haydi ve O’nun küçük bahçesine var

Ve şakı penceresinde;

Şakı: Düğünlük yel esiyor

Değil mi ki Eros böyle istiyor;

Ve yakındır sevdalının sana kavuşması,

Yakındır, ah yakın.

James Joyce

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

XIV

Güvercinim, bir tanecik güzelim,

Doğrul bakalım!

Kaplamış gece çiy’i

Dudaklarımı ve gözlerimi.

 

Mis kokulu yeller örer

İç çekişlerin müziğini:

Doğrul bakalım,

Güvercinim, bir tanecik güzelim!

 

Sedir ağacının yanında bekliyorum

Bacım, sevdalım.

Yatak olacak bağrım

Senin beyaz göğsüne.

 

Bakışımın önünde bir peçe gibi

Durur solgun çiy öylece.

Bir tanecik güzelim, güzel güvercinim benim,

Doğrul bakalım!

James Joyce

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

XV

Doğrul, ruhum, çiy berrağı düşlerden,

Sevdanın derin uykusundan ve ölümden,

Bak işte! İç çekişler içinde ağaçlar

Terk ediyor sabahı öğütlerle.

Usulca tutuşan alazın doğusunda

Yayılır şafak usulca,

Titretir bütün bu boz altın

İlmiklerden örülmüş duvakları.

 

Usulca, şefkatle ve gizlice

Canlanır sabahın çiçeklenen çanları

Ve perilerin bilge korosu

Başlar şakımaya (çok ender!) bir şarkıyı.

 

(31 Ağustos 1904)

 

James Joyce

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

XVI

Ne de serin ova şimdi

Ve gideceğiz oraya biz, ey sevgili

Bir zaman Eros’un gittiği yolda

Ötüyor aralıksız kuş sürüleri.

Ve duymuyor musun ardıç kuşlarının sesi,

çağırmakta ikimizi?

Ne de hoş ve serin şimdi ova,

Ve gideceğiz biz, sevgili, orada kalmaya.

 

James Joyce

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

XVII

Öyle yakındı ki bana sesin

Canını yaktım O’nun,

Çünkü ellerimde buldum yeniden

Ellerini senin.

 

Söyleyecek söz yok artık

Taşı gediğine koyacak –

Şimdi yaban O bana

Bir zaman dostum olan.

 

(1902)

James Joyce

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

XVIII

Dinle canân, dinle

Sevdiğinin sesini;

İnsan üzülmeli

Dostluk bittiğinde.

 

Bilmeli ki insan

Dostlar güvenilmez olmuş

Ve bütün o sözlerden

Geriye biraz kül kalmış.

 

Ne ki sarar biri O’nu

Kavrar yavaşça

Ve yatıştırır O’nu

Aşkın kollarında.

Tombul beyaz memeleri

Kavrar elleri;

Acısı olan

Avunç bulur mutlak.

James Joyce

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

XIX

Üzülme çünkü yalancı bir yaygaraya

İnanır herkes sana inanmaktansa:

Hoş tut gönlünü, sevdalım –

Onurunu hiç lekeleyebilirler mi ki?

Bütün ağlayışlardan daha da kederliler;

Hayatları sürekli bir iççekiş gibi.

Onur duyarak yanıtla onların gözyaşlarını:

Onlar gibi yadsı sen de, reddet.

James Joyce

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

XX

İsterdim ki uzanalım

Karaçam korusunda,

Gün ortasında

Sepserin gölgede.

Ne de hoş uzanmak orada,

Öpüşmek ne de şirin,

Bu koca çam ormanının

Yalıttığı yerde.

Daha tatlıdır öpüşün

Kaplarken alnımı

Saçının

Uysal bir heyecanı.

Çam korusuna

Gel benimle haydi

Gün ortasında gidelim

Şirin sevdiceğim.

 

(1903)

 

James Joyce

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

XXI

Şanını ve gücünü yitirip de

Bir dost dahi bulamamışa,

Küçümseyen ve öfkeli düşmanları arasında bile

Soyluluğunu elden bırakmayana,

Avutan türküdür, yoldaştır

Sevgi.

(Eylül 1904.)

 

James Joyce

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

 

XXII

Ne de hoş bu tutsaklık

Ki gönlüm, can evim pek memnun –

Uysal kollar kur yapar bana yumuşayayım diye

Ve kur yapar alıkoymak için beni orada.

Ah, her daim tutsalar keşke beni orada,

Sevinçle kalırdım bir tutsak olarak.

 

Ey sevgili, aşkın titrettiği kolların

İlmiği birlikte atılmış,

Korkunun bize hiç zarar veremeyeceği

O gece ayartıyor beni;

Ne ki müphem uyku uykuyla evli

Ruhun ruhla hapis yattığı yerde.

James Joyce

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

XXIII

Yüreğimin yakınında çırpınan bu yürek

Umudum ve varsıllığımdır benim,

Mutsuzum ayrılırsak

Ve mutluyum öpüşler arasında;

Umudum ve varsıllığımdır – elbet! –

Ve bütün mutluluğum.

 

Çünkü orada, bazı yosunlu yuvaların içi gibi

Çalıkuşu saklar çeşitli mücevherleri,

Gözlerim ağlamayı öğrenmeden evvel

Biriktirmiştim, benimdi bu define

Onlar gibi bilgece davranmayalım mı

Aşk bir gün sürse bile?

James Joyce

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

XXIV

Saçlarını usulca tarar,

Tarar uzun saçlarını,

Usulca ve zarafetle mırıldanır

Neşeli bir şarkıyı.

 

Güneş vuruyor söğüdün yapraklarına

Ve benekliyor çimeni,

Ve tarıyor hâlâ uzun saçlarını,

Bakarak aynaya.

 

Bırak saçlarını ayırmayı, lütfen

Tarama uzun saçlarını,

Çünkü hoş bir şarkıdaki

Gücünü duymuştum büyünün,

 

Ki hem yürütürmüş bir şeyi

Hem de bırakırmış aynı yerde,

Her şey güzel çok hoş bir şarkı ile

Ve büyük bir kayıtsızlıkla.

 

James Joyce

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

XXV

Usulca gel ya da git usulca:

Yüreğin kederi sezse de

Koyakları ve hayli yitik güneşi,

Oread takınsın gülüşünü,

Dağın saygısız havasına

Tarat uçuşan saçlarını.

 

Usulca, usulca gel daima:

Koyağın üstünü sarmalayan bulutlar

Bu akşam yıldızı vaktinde

Alçakgönüllü refakatçilerdir;

Sevda ve gülüş şarkıda çözülmüş

Gönül ağırlaşmışsa eğer.

 

(1904)

 

James Joyce

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

XXVI

Gecenin midye kabuğunu yaslarsın

Kutsal kulağına, sevgili bayan.

Sevincin bu ılımlı korosunda

Hangi sestir yüreğine korku veren?

Kuzeyin boz çöllerinden gelen

Irmakların püskürmesine mi benziyordu?

 

Bak, iyice bak, ey ürkek,

Senin korkun, bize çılgın bir masal

Bırakanın da korkusu

Bu büyülenmiş ruh saatinde –

Ve bütün okuduğu o garip isimler

Purchas’tan ya da Holinshed’ten öğrenilmiş.

James Joyce

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

XXVII

Senin Mithridates’in olsaydım

Karşı koysaydım zehirli bir oka karşı,

Gene de basardın beni bağrına

Vecd olurdu yüreğin

Ama itiraf etmeliyim ki

Şefkatinde biraz garez de yok değil.

 

Zarif ve antik bir deyimi arayıp durmaktan

Ne çok bilgeleşti dudaklarım, ey sevgili,

Ama görmedim sevdanın

Kulak tırmalayan şairin kitabını övdüğünü,

Ne de içinde birazcık yalan bulunmayan

Bir aşk gördüm.

 

(30 Eylül 1904)

 

James Joyce

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

XXVIII

Soylu bayan, söylemeyin lütfen

Biten bir aşkın kederli şarkılarını;

Bırakın kederi bir yana ve şakıyın

Nasıldı aşkın alazı.

 

Şakıyın uzun derin düşünü

Ölü sevdalıların ve nasıldır

Anlatın o aşkın gömütü:

Şimdi aşk yorgundur.

 

(1903-4)

James Joyce

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

XXIX

Sevgili yürek, niçin hor kullanıyorsun beni?

Beni azarlayan sevgili gözlerin

Hâlâ güzel, güzel ama – ah

Güzelliğin ne de gizli!

 

Gözlerinin berrak aynası

Ve öpüşlerin iç çekişleri arasından

Eser inleyen yeller bıçak gibi

Aşkın gölgeli bahçesinde.

 

Ve yakındır aşkımızın dağılıp gitmesi

Eserken yaban yeller üstümüzden –

Ama nedendir, sevgilim, ey sevgili dostum

Ah! nedendir bana eziyet vermen?

 

James Joyce

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

XXX

Bir gün rastladıktı aşka

Çalgı çalarken biri alacakaranlıkta,

Ve duruyordu yanında biri korkuyla

Çünkü aşkta en yeni olan şeydir korku.

 

Yürekten severdik biz. Şimdi geçmiş bu aşk

Bize sevinçli saatler tattıran.

Neyse hoş geldin şimdi, her bir yalnız yolu

Dolanacağız her birimiz kendince.

James Joyce

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy