Adalara Gelirler (1493)

Kasaplar adaları ıssız koydu.
Şehadeti anlatan bu öyküde
Guanahani birinciydi.
Gülüşlerinin yok edildiğini gördü
balçığın oğulları, fırlatıldığını
gördü narin bedenlerinin toprağa,
ve öldükten sonra bile bir şey anlamadı onlar.
Bağlayıp yaraladılar onları,
yaktılar ve küllere dönüştürdüler,
derilerini yüzüp gömdüler toprağa.
Ve o zaman palmiyelerde
süpürücü bir vals çaldığında
boştu bu yeşil şölen yeri.

Yalnızca kemikler kaldı,
amansız yığmışlar
bir haç gibi, Tanrı’nın ve insanların
büyük onuru için.

Narvaéz’in bıçağı yardı
ta mercan kayalıklarına dek
çobanların balçıklı toprağını
ve Sotavento’nun ormanını.
Haç burada, tespih,
burada Garotten’in kutsal Bakire’si.
Kolombus’un definesi, fosfor aydınlığıyla Küba,
aldı sancağı ve dizleri
ıslak kumunda.

[“Evrensel Şarkı”nın üçüncü bölümü “Kaşifler”den]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Reklamlar

Şimdi de Küba

Ve o zamandan beri kan ve kül aktı.
O zamandan beri yalnız kaldı palmiyeler.
Küba, aşkımsın sen benim, işkence tezgâhına
bağladılar seni,
bozdular yüzünün güzelliğini,
solgun altın bacaklarını ayırdılar birbirinden,
narla ezdiler cinselliğini,
delik deşik ettiler seni bıçaklarla,
paramparça ettiler, yakıp kavurdular seni.

Şirinliğin vadisi arasından
geldi cellâtlar,
ve sis içindeki yüksek platolarda
kayboldu oğullarının zırh bitkisi.
Gene de teker teker götürüldü onlar,
öldürülmek için orada,
işkence içinde paramparça edilmek için,
topuklarının altından kayan
yumuşak çiçek topraklarından yoksun.

Küba, aşkımsın sen benim, hangi ateşli ürperiş
sarstı seni bir dalga köpüğünden ötekine,
sen temizliğin kendisi olana dek,
yalnızlık ve ıssızlık, sıklık oluncaya dek,
ve yengeçler kapışıyorlar
oğullarının kemiklerini.

[“Evrensel Şarkı”nın üçüncü bölümü “Kaşifler”den]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Meksika Denizi’ne Varırlar (1519)

Veracruz’a doğru eser katil rüzgâr.
Veracruz’da mevzilendirirler atları.
Hırsız pençelerinden ve Kastilyalı kızıl sakaldan
kaçan Karavelliler gelir.
Arias, Reyes, Rojas, Maldonados’tur gelenler,
Kastilya sefilliğinin oğulları,
tanışları kış zamanları açlığının
ve meyhanedeki bitlerin.

Küpeşteye yaslanırken gördükleri nedir?
Kaybolmuş geçmişten ve buradakilerden,

anayurtlarında kırbaçlanan amaçsızca dolaşan rüzgârdan

ne kadarı gerçekleşecek?

Halkın elleri cinayetlere ve
yağmalamalara karışsın istedikleri için
terk etmediler Güney’in limanlarını:
Yeşil ülkeler görüyorlar, inşaatlar,
ve ötesinde içine girilmez gizemlerin kıyılarında
görüyorlar gemiden öldüklerini dalgaların.

Ölmek için mi gidecekler yoksa uyanmak için mi
yeni bir hayata
yanan havadaki palmiyelerin arkasında,
ki çevirir onlara doğru garip bir fırın
bir kerecik sıcak bölgelerin yakıcı soluğunu?
Halktandı onlar, Montiel’dendi fırçaya benzeyen kafatasları,
katı, çatlak yumruklar Ocaña’dan ve Piedrahita’dan,
kolları demirciler, gözleri çocuklar gibi,
bakakalıyorlar korkunç güneşe ve palmiyelere doğru.

Avrupa’nın hayli eski açlığı, kuyruğu ölümlü bir
gezegenin üstündeki açlık, doldurdu tekneyi,
orada görüldü açlık, soyunmuş
titreşmiş bir soğuk meşale; halkların üvey anası
gibi atıyor zarları açlık
altında yapı iskelesinin: Yelkenleri sürüyor ortaya:
”Haydi bakalım, yoksa yerim seni, çık yola,
yoksa anana ve ağabeylerine gönderirim seni,
evine, yargıca ve papaza,
engizisyonculara, cehenneme ve vebaya.
Çık yola, feodal kılıç, bitlerden uzağa,
çık yola, mahpus deliği
ve dışkıyla dopdolu kadırgalar”.

Ve Núñez’in ve Bernales’in gözleri
ısrar etti sınırsız ışığın içinde
kurtarıcı sükûnete,
bir hayatı, yeni bir hayatı
sayısız, ev arayan birliğini
dünya yoksullarının.

[“Evrensel Şarkı”nın üçüncü bölümü “Kaşifler”den]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Cortés

Cortés’in halkı yok, soğuk bir şimşek
ve ölü bir yürek zırhındaki.
”Bereketli ülkeler, Efendim ve Kralım benim,
altının yerli ellerle yığıldığı tapınaklar”

Derin kama sokması ve kamçı vurmalarla
ilerliyor O,
ovalar ve mis kokulu sekici sıradağların üzerinden.
Orkideler ve çamın tepelerinde tuttuğu savaşçılarına
emir vererek,
çiğniyor yaseminleri ayakları altında
ta Tlaxcalas’ın kapılarına dek.

(Dehşete düşmüş birader, etmeyin dosta
bu gül kızılı baskını,
devletimizin kökü olan yosundan
konuşuyorum sana,
yarın kan yağacak gökten,
gözyaşları, sisler, buhar ve
ırmaklar oluşturabilecek,
ta ki gözlerin eriyinceye dek).

Cortés bir güvercini kabul ediyor armağan olarak,
bir sülünü kabul ediyor, bir sitar alıyor
kralın çalgıcılarından,
ama hazine odasını arzuluyor gönlü,
daha çok istiyor ve her şey
düşüyor açgözlülerin tabutlarına.
Kral görünüyor balkonda:
“O, kardeşimdir benim” diyor.
Halkın taşı vızıltıyla geçiyor yanıt olarak,
ve bileyliyor hançerlerini Cortés
aldatılmış öpücüklerin üstünde.
Geri dönüyor Tlaxcala’ya, rüzgâr
acıların tok sesini getirdi buraya.

[“Evrensel Şarkı”nın üçüncü bölümü “Kaşifler”den]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

 

Cholula

En güzel giysilerini kuşanır
gençler Choula’da, altın ve tüy,
ayakkabılar tam şölenlik,
ve sorguluyor fâtih.

Ölüm verdi onlara yanıtları.

Orada dinleniyor binlerce ölü.
Oldukları yerde titriyor
öldürülmüş yürekler,
ki günün bu ipliğini saklarmış gibi
nemli uçurumda açılmışlar.
(Fetihçiler atlarla geldi ve öldürdüler,
kestiler altın ve çiçekle saygı
gösteren eli,
bulvarın yolunu kapattılar, dokunmasın
diye kimse onlara kestiler kolları,
ve öldürdüler memleketin çiçeğini,
hayrete düşmüş kardeşlerimden akan kanın
içinde battılar ta dirseklerine kadar.

[“Evrensel Şarkı”nın üçüncü bölümü “Kaşifler”den]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Alvarado

Pençeler ve bıçaklarla atladı
kulübelerin üstüne, Alvarado, yerle bir etti
saracın ata yadigarını,
çaldı aşiretin düğün gülünü,
halklara, mülklere, dinlere saldırdı,
hırsız çocukların define tabutu oldu
ölümün gizli şahini.
Papaloapan’a doğru,
Büyük yeşil ırmak
Kelebek Irmağı’na doğru, döndü neden sonra
savaşçı bayrağında kanla.

Ağırbaşlı ırmak gördü oğullarının öldüğünü
ya da köle olarak hayatta kaldığını,
su boyunca ateşte gördü o
soy ve sezgi, genç kafaların yandığını.
Ne ki yeni zulümlere doğru yola çıkan

onların zalim seferinde

yoktu acıların sonu.

[“Evrensel Şarkı”nın üçüncü bölümü “Kaşifler”den]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Guatemala

Şirin Guatemala, evindeki her bir
fayans kaplanların çeneleriyle emilmiş
çok eski bir
kan damlasını saklar.
Soyunu Alvarado ezdi,
uçurdu havaya yıldızların mezar taşını,
senin eziyetlerine düşürdü kendini.

Ve soluk kaplanların ardında
geldi piskopos Yucatán’a.
En derin bilgeliği topladı
ki işitilmişti göğün altında
dünyanın ilk gününde,
ilk maya anladığında
ırmağın titreyişini, kağıda döktü
çiçektozunun yerbilimini, Mumie tanrılarının
kızgınlığını,
halkların göçlerini
ilk evrenler arasında,
arı kovanının yasalarını,
yeşil kuşun gizliliğini,
yıldızların dilini,
gecenin ve gündüzün bilmecelerini,
dünyasal gelişimin kıyılarında
toparladı.

[“Evrensel Şarkı”nın üçüncü bölümü “Kaşifler”den]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy