BELLEK

 

Her şeyi anımsamalıyım,

çimen yapraklarını saklamalıyım,

ipliklerini hırpanî olayların,

ve metre metre dinlence yerlerini,

sonsuz demiryollarının izini,

acının yüzeyini.

 

Eğer bir gonca gülü yitirmişsem

ve geceyi bir tavşanla karıştırmışsam,

ya da belleğimin bütün bir duvarı

yıkılmaktaysa,

mecburum oluşturmaya

havayı, buharı, toprağı, yaprakları,

saçı, hatta tuğlaları,

beni delik deşik eden dikenleri bile,

kaçışın hızını.

 

Merhamet gösterin şaire.

 

Her zaman hızla unuttum,

ve benim bu ellerim

yalnızca kavranılmaz olanları tuttu,

artık var olmayan şeylerle

karşılaştırılabilecek

dokunulmaz şeyleri.

 

Duman bir aromaydı,

aroma duman gibiydi,

öpüşlerimle can bulan

uyuyan bir bedenin teniydi,

fakat sorma bana düşlediğimin

zamanını ya da adını,

ölçemem ki

ülkesi olmayanın yolunu

ya da değişmiş olan gerçeği

ya da belki günle sönmüş

gecede bir ateş böceği gibi

o dolanan ışığı.

 

[“Kara Ada Güncesi”nden]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

DENİZ

 

Öğretmenim olduğundan gereksinim duyarım denize:

bilmem müziği mi öğrenirim bilinci mi:

bilmem yalnız bir dalga mıdır yoksa derin bir varlık mı

ya da yalnızca çatlak bir ses midir ya da balıkların

ve gemilerin parıldayan bir telkini mi.

Gerçek şu ki, uykuya dalana dek ben

bazı manyetik çemberlerde

kımıldarım dalgaların üniversitesinde.

 

Bazı ürperen gezegenlerin

ağır ölümlerini belirten

çatırdamış sıradan deniz kabukları değil yalnızca,

hayır, günü yeniden kurguladım parçalarından

bir çimdik tuzdan sarkıtı

ve bir kaşık dolusu tuzdan o büyük tanrıyı.

 

Daha önce ne öğrettiyse bana unutmadım.

Havayı, sürekli esen rüzgârı, suyu ve tuzu.

 

Buraya gelip kendi ateşiyle yaşayan

bir delikanlı için önemsiz görünür bunlar,

fakat gene de, doğrulan

ve uçurumunda atan nabız,

o mavi soğuğun çatırtısı,

aşamalı dağılışı uzaktaki yıldızın,

dalganın uysal yayılışı,

köpüğüyle birlikte karın çarçur edilişi,

sessiz gücü orada, derinlerdeki

taştan bir taht gibi,

inatçı üzüntüyle giderek büyüyen dünyamı

değiştirir, unutuşları toplar,

ve hayatım birden değişir:

bu saf devinimin bir parçası olurken.

 

[“Kara Ada Güncesi”nden]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

AŞIK OLMALAR: KENT

 

Ekim ayında öğrenci aşkı

alazlanır kiraz ağaçlı sefil caddelerde

ve mırıldanan bir tramvay her köşede,

su gibi kızlar, Şili’nin balçığından

ve çamurundan ve karından

ve ışığından ve kara gecesinden birleşmiş bedenler,

Rosa’yla, Lina’yla ya da Carmen’le

düşmüş yatağa hanımelleri,

çıplaklar şimdiden, çalınmış gizler belki

ya da gizem dolular kıvırırlarken kendilerini

kucaklayışta, bir sarmal belki, bir kule,

ya da yaseminden ya da ağızlardan bir titreyiş:

dünde miydi, şimdiki sabahta mı, nereye kayboldu

o uçucu ilkbahar? Ey elektrikli

kalçanın ritmi, ey tünelinden çıkıp

türüne giderken apaçık kırbaç vurması atmığın

ve uyuklayan bir topalakla

utkulu akşamda ve kağıtlar arasında

dizelerim, yazılmış orada

temiz mayayla, dalgayla,

güvercinle ve yayılan saçla.

Tek kerelik aşık olmalar, hızlı,

şehvetli, anahtardan anahtara,

ve buna katılmış olmanın gururu!

Sanıyorum, şiirimin temeli yalnızca

yalnızlıkta değil, fakat bir bedendedir de

ve ondan sonra başka bir bedende daha,

yeryüzünün bütün öpüşleriyle

ve ayın tekmil teninin altında.

 

[“Kara Ada Güncesi”nden]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

MARURİ SOKAĞI’NDAKİ PANSİYON

 

Bir sokaktır Maruri.

Birbirine bakmazdı evler, benzemezdi birbirine,

ama gene de bağlantılıydı birbirleriyle

duvar duvara, fakat

konuşmayan pencereleri görmezdi sokağı,

sessizdiler.

 

Kış ağacının kirli yaprakları gibi

uçardı bir kağıt.

 

İkindi tutuştururdu gurubu. Rahatı kaçmış

gök yayardı kaçak ateşini.

 

Kara sis işgal ederdi balkonları.

 

Açtım kitabımı. Yazdım

sanki bir madenin

dehlizindeymişim gibi, rutubetli

terkedilmiş bir galeri sanki.

Biliyorum kimse yok şimdi,

o evde, o sokakta, o kekre kentte.

Kapısı açık, dünyası açık

bir mahkûmum ben.

Hasret çeken bir öğrenciyim şafakta,

ve tırmanıyorum erişte çorbasına

ve atılıyorum yatağıma ve gelen güne.

 

[“Kara Ada Güncesi”nden]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

ŞİİR

 

Ve zamanıydı… Gelmişti şiir

beni yoklamaya. Bilmiyorum, bilmiyorum nereden

geldi, zemheriden mi yoksa bir nehirden mi.

Bilmiyorum nasıl ya da ne zaman,

sesler değildi, sözcükler değildi,

sessizlik de değildi,

fakat beni çağırıyordu bir cadde,

gecenin dalları,

ansızın başkaları,

şiddetli yangınların arasından

ya da belirsiz yüzümle orada

dönerken yalnız,

dokunmuştu bana.

 

Ne söyleyeceğimi bilemedim, ağzım

bilmez

isimleri,

gözlerim kör,

ve kımıldadı bir şeyler ruhumda,

ateş ya da unutulmuş kanatlar,

ve kendimce yorumlayarak

anlamını

o ateşin,

yazdım ilk güçsüz dizeyi,

güçsüz, içeriksiz, saf,

saçma sapan,

hiçbir şey bilmeyen birinin

hikmeti gibi,

ve birden gördüm göklerin

kımıldayıp açıldığını,

gezegenlerin,

titreyen bitkilerin,

delip geçti gölgeler,

okların, ateşin ve çiçeklerin

gizemleriyle,

kıvrımlı gece, evren.

 

Ve ben sonsuzca küçük varlık,

koca yıldızlı boşlukla

sarhoşum,

benzeriyim,

görüntüsüyüm gizemin,

uçurumun bir parçasıyım,

yıldızlarla tekerlendim,

rüzgârda uçuşup gitti yüreğim.

 

[“Kara Ada Güncesi”nden]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

İLK DENİZ

 

Denizi keşfettim. Carahue’den

Cautín ırmağına dek akıyordu halicine

ve buharlı gemilerde başladı,

düşler ve başka bir hayat kapladı beni

bırakarak göz kirpiklerimde soruları.

Yalnız başıma pruvadaydım,

zayıf bir çocuk ya da bir kuştum,

yalnız bir öğrenci ya da esmer bir balıktım,

mutluluktan uzaktım,

bu küçük kayığın dünyası

bilmezken beni

ve çözerken

akordeonların yivlerini,

suyun ve yazın yolcuları

yemek yerdi ve şarkı söylerdi.
Pruvadaydım ben,

öyle küçüktüm,

handiyse insan denilmezdi bana,

yitmiştim,

anısız ve sessizdim,

şarkısız ve neşesizdim,

dağların arasından geçen

suyun devinimlerine kaptırmıştım:

benim için yalnızdı bu yalnızlıklar,

bu saf yol yalnızdı,

evren yalnızdı benim için.

 

Irmaklardaki esrimeler,

kıyılardaki fundalıklar ve rayihalar,

birden beliren kayalar, yanmış ağaçlar,

ve o yalnız, her şeyi kaplayan toprak.

Bu ırmakların oğlu olarak

korudum dünyada

yolculuk etmeyi

aynı ırmak kıyılarından

aynı dalga köpüklerine

ve düşerken deniz

yaralı bir kule gibi

ve doğrulurken yeniden dalgalanan öfkede

kopardım kendimi köklerden,

genişledi ülkem,

çatırdadı ağacın birliği:

ormanların hapishanesi açtı

dalgaların yıldırımla doldurduğu

yeşil bir kapıyı

ve denizin bir vuruşuyla

yayıldı hayatım dünyaya doğru.

 

[“Kara Ada Güncesi”nden]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

DAHA FAZLA ANA

 

Daha fazla anam geldi

ayağında takunyalarıyla. Gece

kutuptan esti rüzgâr, kırıldı

çatının kiremitleri, yıkıldı

duvarlar ve köprüler.

Bütün gece boyunca uludu gecenin pumaları,

ve şimdi, buz gibi güneşin

sabahında, geliyor

benim daha fazla anam

Trinidad Marverde,

fırtınalı taşranın

güneş kararsızlığı gibi uysalca,

nerdeyse sönmüş ışığıyla narin bir lamba,

aydınlatıyor

diğerlerine göstermek için yolu.

 

Sevgili daha fazla anam,

– hiçbir zaman dilim varmadı

sana üvey ana demeye –

bu anda

seni tanımlamak için titriyor ağzım,

çünkü yoksul kasvetli giysilerdeki

iyiliği görmeyi

handiyse anlamaya başlamıştım,

o yararlı kutsallığı:

suyun ve unun iyiliğini,

işte sen buydun işte. Hayat seni ekmek yaptı,

ve onunla beslendik bizler,

uzun ve yalnız kışta

damlarken yağmur suları

evin içine,

hazırdın sen

her zaman

alçakgönüllüce

elekten geçirmeye

yoksulluğun

acı tahıl tanesini

elmaslardan bir ırmağı

bölüştürüyormuşsun gibi.

 

Oy ana, nasıl

anımsamam ki seni

hayatımın her dakikasında?

Mümkün değil. Taşıyorum

Marverde’ni kanımda,

bölüşülmüş ekmeğin

soyadını,

bir un çuvalından

çocukluk giysimi biçimlemiş

o yumuşak eller,

yemek pişirdi, ütü yaptı, çamaşır yıkadı,

ekin ekti, ateşi düşürdü,

ve her şey yapıldığında

ve en sonunda

kendi ayaklarımın üstünde sağlamca durduğumda,

gitti, tamamlamış olarak, esmer,

küçük tabutunda

en sonunda yapacak işi kalmadan

Temuco’nun sert yağmuru altında.

 

[“Kara Ada Güncesi”nden]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy