Gözleri dağlanmış adamın aşkı hakkında söylencedir

Prensti O

uyruğunda çok kimse vardı

fakat en çok atları severdi

Sonra gözleri dağlandı

kızgın iğnelerle

Dedi ki: bu kızgın iğnelerden

daha büyük bir ışık görmedim hiç

Daha büyük bir karanlık da görmedim!

Fakat ellerimle görmeyi öğrendim

başka bir ışığı

dokunmanın ışığını.

 

Genç misin

yaşlı mısın

yakışıklı mısın

akıllı mısın

bilirdi

hakkında bir şey bilmek istediğinde,

neredeyse duyabilirdi sesinden.

 

[“Efsaneler ve Mirolóyiler”den]

 

Gunnar Ekelöf (1904-1968, İsveç)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

 

Reklamlar

Hâlâ Konstantiniye’de yaşıyorum

eğer buna yaşamak denecekse

Van’ın yukarılarında çayırlıkları olan

bir Kürt aşiretinin prensiyim

 

Üç gün, üç gece yattım bu çamurda

bitkindim zeminde

Okuyamasınlar diye

Acem yazısıyla

biçimlemek için onların adlarını

üç gün ısıttım

bedenimle

yumuşattım sidiğimle

yoğurdum sertçe katılaşan

dışkımı.

 

[“Efsaneler ve Mirolóyiler”den]

 

Gunnar Ekelöf (1904-1968, İsveç)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

 

 

 

Susuz yaz hakkındadır

susuzluk özlemdir

delikten akan ışıkta

yaşayan için

Soğuk kış hakkındadır

ve ayakları şişiren şu su

zemindedir

Açlıkla, korkuyla

ki yukarıda bir şeyler olur

imparatorun odasında

ve en gizli yerlerde

ki böylece unutulurum

Ve batırmak için yükselen

ayağa kalkan ve soğuktan titreten

bir aşkla her zaman

Unuttularsa beni

yıpranmış tırnaklı ellerini

duvara doğru uzatan

bir iskelet olurum yakında

 

[“Efsaneler ve Mirolóyiler”den]

 

Gunnar Ekelöf (1904-1968, İsveç)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Duyarım su orglarını

flüt seslerini ve tahtaya vuruşlarını

yukarıdan

Nikifóros!

Dogmatik soruları ya da Bizans memuruyla

metropolit arasındaki benzerliğe kafa yormadığında

kafa yorarsın zehirlenmekten nasıl kurtulacağına

incelersin her iki korumandan birini korkuyla

ve öbürünü güvenle

Sen dans ederken yukarıda

Tanrı’nın mihrabı önünde dans eden Salome misali

duyarım dağdaki bir çoban kavalından

daha çok çaba gösteren bir sesi

biri öldüğünde kadınların çıkardığı sesleri

Başımızın üstünde dans edersin sen

başının üstünde dans etmeyeceğim ben asla

Unutulmuş yatacak

adsız bir toprakta.

 

[“Efsaneler ve Mirolóyiler”den]

 

Gunnar Ekelöf (1904-1968, İsveç)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Şeytan tanrıdır

ve Tanrı şeytandır

ve öğretildi bana

her ikisine de tapınmam

birine bir biçimde

öbürüne başka

fakat biçim aynıydı

bu yüzden ikisi de buyruk verirdi bana

Ta ki şunu öğrenene kadar

Her iki savaşanın arasında

bir yarıktır Aşk

Kanlı dudaklar arasında

ışıktan bir çizgidir Aşk

Umursamazların dünyasına

seçilmişler girer

bu yarıktan

Umursamaz olanlar Tanrı’ya tapanlardır

Umursamaz olanlar Şeytan’a tapanlardır.

 

[“Efsaneler ve Mirolóyiler”den]

 

Gunnar Ekelöf (1904-1968, İsveç)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Şeytan büyük bir peygamberdir

ve O’nunla aynı büyüklüktedir Tanrı

Bunların arasındadır kavga

Her iki taraf için geçerli olan yiğitliktir

engin yiğitlik

– en uzun süre yiğit olabilmek!

 

Fakat bunların üstünde, sıkışarak

kendini toplayan, birlik ahlâkından yoksun,

tanrı oğulları ile şeytan oğulları,

hiç kimseye Anne olmayan

fakat herkese yetecek memesi ve sütü olan

durur orada.

 

 

[“Efsaneler ve Mirolóyiler”den]

 

Gunnar Ekelöf (1904-1968, İsveç)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Ángelos Sikelianós’un anısı için

 

Digenís, o en büyük uçbeyi Prens, öldü

ve kendini O’nunla savaşmaya adamış

soylu

Eudokía

İğdiş edilmişlere ve onların ordularına

kim karşı duracak şimdi

Fırat’ın bu tarafında?

Varolmayan tanrı önünde

din değiştirmekten daha iyidir

varolan Bakire’ye tapınmak

Arap tokalaşması daha iyidir,

armağan verilmiş bir aygır

Bizanslı İdareci’nin vaadinden

 

O Bakire, gene de gelecektir yanına

bir genç kız kıyafetinde

Hissetmiyor musun sana dolanan kollarını

 

[“Efsaneler ve Mirolóyiler”den]

 

Gunnar Ekelöf (1904-1968, İsveç)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy