Christóbal Miranda
(Güherçile İşçisi, Tocopilla)

Seni, Christóbal, tanıdım körfezin
geniş salapuryalarında, güherçile
akarken denize doğru, bir Kasım gününün
ateşli giysisinde.
Hatırlıyorum o kendinden geçmiş tutumu,
metalik yükseklikleri, o sakin suyu.
Ve yalnızca mavnadaki adam, sırılsıklam
terden, devinime geçirebilir kar’ı.
Nitratların kar’ını, dökülmüş
acının omuzları üstünden, aşağı çakılan
gemilerin kör midelerinde.
Orada işte güherçile kürekçileri, kahramanları asidin
şafağın yiyip tükettiği, boyun eğmiş
ölümün buyruğuna, korkusuzca
karşılarlar güherçilenin koca akıntısını.
Christóbal, bu anı senin hakkında.
Arkadaşların kürek başında
ki sızar göğüslerine asit
ve katil pis koku
şişer de durur yürekleri vurulmuş kartallar gibi,
ölünceye kadar,
ta ki sallanıncaya kadar yollarda
bozkırın viran mezar haçlarına doğru.
Peki, daha fazla söylemeyelim, Christóbal, şimdi
sadece bu kâğıt var seni hatırlatan, onların hepsini,
körfezdeki salapurya hamallarını, kayıkların
esmer adamlarını, gözlerim
sizlerle gündelik işlerinizde,
ve ruhum yukarı kaldıran bir kürek gibi,
kan ve kar doldurup boşaltır yan yana
çölün insan yaratıklarını.

[“Evrensel Şarkı”nın sekizinci bölümü “Dünyanın Adı Juan”dan]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Reklamlar

Jesús Gutiérrez
(Köylü)

Babam Genovevo Gutiérrez
Monterey’de öldü, Zapata’nın
peşinden gitmişti. Geceleri kısraklar
yakınında evlerin, dumanı
hükümet birliklerinin, rüzgârda kurşunlar,
mısır tarlalarından fırtınalar.
Bir yandan öbür yana ilerlettim tüfeği,
ta Sonora’nın tarlalarına dek,
ara sıra uyuyorduk, ölçtük
ırmakları ve ormanları atlarla,
ölülerin arasından, savunmak için
yoksulun toprağını, fasulyeleri,
mısır unu ekmeğini, gitarı, sınıra dek
ulaştık, sadece tozduk biz;
efendilerimiz erkenden saldılar bizi
ta ki tüfeklerimiz
her bir taşı vurana dek.
İşte evim, küçük bir parça
toprağım, General Cárdenas’ın
imzaladığı sertifikam,
hindiler,
küçük kazlar göl kıyısında,
şimdi artık savaşılmıyor,
ne ki Monterey’de kaldı bunlar,
ve işte duvarda, yakınında
kapının asılı fişeklik,
hazır tüfek, at hazır,
savunmak için toprağı ve ekmeğimizi,
belki yarın dörtnala sürerim atı
General’im gerekli görürse eğer.

[“Evrensel Şarkı”nın sekizinci bölümü “Dünyanın Adı Juan”dan]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Luis Cortés (Tocopilla’dan)

Yoldaşım, benim adım Luis Cortés.
İşgaller başladığında yakaladılar beni
Tocopilla kentinde. Pisagua’ya sürdüler beni.
Biliyorsunuz, yoldaş, ne demek olduğunu bunun.
Birçoğu hastalandı, diğerleri
yitirdi aklını. Burası
Gonzáles Videla’nın toplama kamplarının
en kötüsüydü. Bir sabah Angel Vea’nın
öldüğünü gördüm yürek çarpıntısından.
Cömert hayatının ardından, tel örgülerle çevrilmiş
bu öldürücü kumun üzerinde,
O’nun can verdiğini görmek, korkunç bir şeydi.
Ben de kalbimden hasta olduğumu hissedince,
Garitaya’ya gönderdiler beni. Burayı bilmiyorsunuz, yoldaş.
Burası Bolivya sınırında, tepelerde bir yerdir.
Avuntusuz bir yer beş bin metre yükseklikte.
Tuzlu su verilir burada içmek için, daha da tuzludur
deniz suyundan ve doludur yaprak bitleriyle
ve kaynaşan kırmızı larvalarla.
Çok soğuk burası ve yalnızlığı örten gökyüzü
sanki üzerimize düşecekmiş gibi,
daha çok dayanamayacak yüreğimin üzerine sanki.
Gardiyan askerler bile acıdılar halimize,
ve ölmemizi buyuran emri dinlemediler,
bir sedyeye bile kıymayarak,
bağladılar beni bir katıra, ve böylece indik dağdan aşağıya:
Yirmi altı saat tırmandı katır, ve bedenim
daha fazla dayanamıyordu, yoldaşım,
o yolsuz sıradağlarda, ve kalbim sanki benimle değildi,
işte nihayet buradayım,
bak şu yaralarıma, bilmiyorum ki daha kaç zaman yaşarım,
ama bunlar sizi üzüyor, bir şey daha söyleyeceğim
ama bildir, yoldaşım, o lanetlinin yaptığını halka,
acılarımız karşısında sırtlanca patlattığı
kahkahalarını doruğa çıkaran bize karşı O’nun yaptığı zulümleri,
Siz, yoldaşım, anlatın bunu, anlatın,
ne benim ölümüm ne de çektiklerimiz önemli,
bu uzun mücadelede,
ne ki bu ıstırapları bilmesi gerek halkın,
bunların bilinmesi gerek, yoldaş, unutma.

[“Evrensel Şarkı”nın sekizinci bölümü “Dünyanın Adı Juan”dan]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Olegario Sepúlveda
(Kunduracı, Talcahuano)

Olegario Sepúlveda’dır adım.
Kunduracıyım ben ve topalım
o büyük depremden bu yana.
Küçük daireli blokların üstünde kocaman bir kaya
ve dünya üstünde benim bacağımın.
İki gün bağırdım orada,
ama ağzım toprakla doluyordu
ve daha cılız bir sesle bağırmaya başladım
ölmek için uykuya dalana dek.
Deprem korkunç bir sessizlikti herkes için,
tepelerdeki dehşet,
gündelikçi kadınlar ağladılar,
tozdan bir dağ
gömdü bütün sözcükleri.
İşte görüyorsunuz beni bu şişkin ayakla,
dönmüş denize, biricik ak pak olana,
dalgaların mavisi ulaşmamalıydı
benim kapıma.
Talcahuana, basamakların kirli senin,
yoksul sokakların dar senin,
tepelerindeki suların çürüktür,
yarılmış kerestelerin, Şilililerin
öldükleri ve öldürdükleri kovukların kara.

(Ey kınsız kılıcın acıları,
sefaletin, dünyanın cüzzamlılığı,
ölülerin varoşu, suçlayıcı
ve zehirli kangren.
Kasvetli Pasifik Okyanusu’ndan limana

geceleri gitmeyi denediniz mi?
Dokundunuz mu çıbanların arasından
çocuğun eline,

tuz ve sidik kokan güle?
Kaldırdınız mı yukarı bakışlarınızı
burkulmuş merdivenlere?
Gördünüz mü pislik içindeki dilenci kadının
bir ip gibi titreyişini,
çömelişini dizlerinin üzerine
ve artık ne gözyaşının ne de nefretin

bulunduğu derinden yukarı baktığını?)
Talcahuano’da kunduracıyım ben.
Sepúlveda, o büyük su bendinin üzerinde.
Ne zaman isterseniz geliniz, senyor,
yoksullar hiç kapatmazlar kapılarını.

[“Evrensel Şarkı”nın sekizinci bölümü “Dünyanın Adı Juan”dan]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Arturo Carrión
(Denizci, İquiqe şehrinde)

Haziran 1948. Sevgili Rosaura, ben burada,
İquiqe’de hapisteyim; bir gömlek
ve biraz tütün gönder. Bilmiyorum
bu tantana daha ne kadar sürer.
“Glenfoster” gemisine bindiğimde
seni düşündüm, canları nasıl çekiyorsa
insanların üzerine öylece ateş ettikleri
Cadiz kentinden yazdım sana, o zamandan beri
Atina’da durum daha da kötüleşti;
o sabah kurşuna dizdiler hapiste 273 delikanlıyı:
Duvarların dışına taştı kan,
gördük Yunan subaylarının
Kuzey Amerikalı şefleriyle dışarı çıktıklarını,
sırıtıyorlardı:
Onların hoşlarına gidiyordu halkın kanı,
Ne ki kentin üzerindeki kara bir duman gibi
kapladı ağlayış ve acı, saklanmıştı üzünç,
sana bir kartpostal mahfazası aldığım Chiloe’de
bir hemşeriye rastladım,
küçük bir aşevi işletiyordu, ve zaman kötü
dedi bana, nefret büyüyor:
Sonra Macaristan’da durum daha iyi olmuş,
köylüler toprak sahibi olmuş orada,
kitap dağıtılıyormuş orada, senin mektubun
elime New York’da ulaştı, ne ki herkesin düşündüğü
tek şey, kuyusunu kazmak yoksul insanın,
anlayacağın, yaşlı bir denizci gibi alınmak sarakaya
ve ben sendikaya üye olduğumdan ötürü
dalga geçemediler benimle güvertede,
aptalca sorular sorup tutuklamadan önce beni,
polis her yerde,
ve sonsuz gözyaşları ta bozkıra dek:
Bu durum daha ne kadar sürecek diye
soruyor herkes, bugün patlıyor
dayak ve kötek yoksulun başında,
söylüyorlar ki iki bin kişiler Pisagua’da,
bu nasıl dünya diye soruyorum kendi kendime,
ama böyle bir soru sormaya hakkın yok
böyle diyor işte polis;
tütünü unutma,
hapiste değilse eğer Rojas’la konuş, ağlama,
o kadar çok gözyaşı var ki dünyada,
gözyaşından daha başka şeyler gerek bize,
ve şimdilik görüşmek üzere diyorum, öpüyorum
ve kucaklıyorum seni, ben Arturo Carrión Cornejo,
İquiqe cezaevindeki, seni seven
kocan senin.

[“Evrensel Şarkı”nın sekizinci bölümü “Dünyanın Adı Juan”dan]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Abraham Jesús Brito
(Halkçı Şair)

Adı Jesús Brito’dur, Jesús yaban asma ya da Halk,
ve gözleri aracılığıyla dönüştürdü kendini suya,
elleri aracılığıyla köklere,
tekrar tekrar ekinceye kadar O’nu orada
daha önce yaşadığı yerde, rezil taşlar arasında
tekrar filizlenmeden önce.

Ve dağlılar ve denizciler arasında güçlü
bir kuştur O, yurtsever bir semercidir O
yaban memleketinin narin ağaç kabuğundan yapılı:
Ne denli soğuksa, o denli serin buldu O:
Ne denli katıysa toprak, o denli çok yıldızın çeldi aklını:
Ne denli açlık varsa, o denli çok türkü söyledi O.

Ve demiryollarının bütün dünyası açıldı
anahtarlarıyla ve asmadan liriyle O’nun,
ve dolandı durdu memleketin köpüğü boyunca,
asılı yıldızlarla süslenmiş küçük paketlerle,
O, bakırın ağacıydı, suladı
her bir küçük yoncayı,
dehşete düşüren isteksizliği, yangını
ve koruyucu ırmakların kollarını.

Irza geçmelerin gecesinde tükenen O’nun sesi
ışık çığlıklardaydı,
geceleri şapkasında yığdığı
vahşice çağıldayan çanlar getirdi beraberinde,
ve yüklü bavulunda topladı
halkın kahredici gözyaşlarını.
Kumlu ara yollara saptı
güherçilenin güçten düşüren genişlikleri arasından,
sahilin sarp dağı üzerinden,
çaktı şarkının her bir çivisini
ve taş taş üstüne yükseltti dizeyi:
Sonra bıraktı ellerinin izini,
damlayan yazım bilimini.

Brito, başkentin duvarları arasında,
kahvehanelerin gürültüleri ortasında,
dolandın durdun derin köklerinle
bir hacı ağacı gibi ardında toprağın,
ta ki kendin kökler, taş, toprak parçası

ve kara madencilik oluncaya dek.

Brito, senin haşmetine vuruldu
vurulur gibi heybetli deriden yapılma bir davula,
ve mavi gökyüzü altında muhteşem bir ülkeydi
senin ormandan ve halktan oluşmuş hakimiyetin.

Göçebe ağaç, toprağın altında

şakıyor şimdi köklerin, ve sessizlikte.
Biraz daha derinde de sen dinleniyorsun.
İşte şimdi toprağın ve yeterli zamanın var artık.

[“Evrensel Şarkı”nın sekizinci bölümü “Dünyanın Adı Juan”dan]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Antonino Bernales
(Balıkçı, Kolombiya)

Kırmızı kuşun ötmesi ve eskilerin
sesi, kara rüzgârların vınlayışı, enginlerin
dalgalanan suyu boyaması,
akması gibi ayın Magdalena ırmağı üzerinde
yavaşça yeşil yaprakların gezegeni üzerinde.
Her şey ırmaktır, bütün hayat ırmaktır,
ve Antonino Bernales ırmaktır.
Balıkçıdır, marangozdur, kürekçidir, ağı onaracak
iğnedir, çividir keresteye,
çekiç ve türkü, her şey Antonino’ydu,
ağır ay gibi götürürken beraberinde
ırmağın hayatından bir defineyi Magdalena ırmağı.
Bogota’nın tepelerinde, alazlar, ateşsiz,
kan, bildiriliyor, belli değil daha
Gaitan’ın öldüğü. Yapraklar arasında
azıyor Laureano’nun kahkahaları bir çakal gibi
alazlanan ateş, halkın arasında
bir titreyiş kayıyor Magdalena’nın üzerinden

humma sayıklaması gibi.
Antonino suçlu olandı.
Kımıldamadı küçük kulübesinde.
Uyuyarak geçirdi bu günleri.
Ne ki verdi avukatlar hükmünü.
Enrique Santos kan istiyordu çünkü.
Hepsi çullandılar üstüne diplomat giysileriyle.
Düştü Antonino Bernales,
intikam ateşiyle öldürüldü,
düştü akıntıya açılmış kollarıyla,
evine döndü ırmağına, ana suyuna.
Magdelena alıp götürüyor bedenini denize
ve denizden başka ırmaklara, başka sulara,
başka denizlere ve küçük ırmaklara,
dünyayı dolanarak böylece.
Ve yeniden
giriyor Magdalena’ya, sevdiği kıyılara
açıyor kırmızı sulardan yapılı kollarını,
kayıyor gölgeler arasından, yoğun ışıkta,
ve izliyor yeniden sudan yolunu.
Antonino Bernales, kimse
izleyemez seni ırmak yatağında, ne ki düşünüyorum seni
ve duyuyorum adının bilimi sürüklediğini, böyle bir ad
ölmez hiç ve kucaklar dünyayı,
bir benzeri daha yok adlar içinde: Halk.

[“Evrensel Şarkı”nın sekizinci bölümü “Dünyanın Adı Juan”dan]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy