William Shakespeare


60.Sone

Dalgalar çakıllı sahile nasıl varırsa,
Öylesine acelecidir dakikalarımız sona doğru,
Önünde gidenin yerini alır arkadaki dakika,
Ardışık bir gayretle atılırlar ileri doğru.
Doğarız, o ana ışıkta bir kereliğine,
Tırmanırız olgunluğa ki taçlanınca onunla,
Dövüşür çarpık bulutlar bizim görkemimizle,
Ve Zaman verdiği armağanı başlar parçalamaya.
Zaman, gençliğin süsünü başlar delmeye
Ve kazar hendekleri güzelim alınlara,
Beslenir doğanın seçtiği nadir besinlerle,
Ve karşı duramaz hiçbir şey biçen tırpanına.
Gene de şiirim umutla sonsuzca yaşayacak,
Onun zalim eline inat, senin değerini haykıracak.

William Shakespeare (1564-1616, İngiltere)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

30. Sone

O şirin ve suskun düşünce anlarında
Geçmiş şeylerin anılarını toplarım etrafıma,
Yanarım aradığım bir çok şeyin yokluğuna,
Ve eski acılarla ağlarım boşa geçmiş zamanıma:
Ağlamaya alışkın olmayan gözlerim dolup taşar sonra,
Ölümün sonsuz gecesinde gömülü değerli dostlara,
Ve yeniden ağlarım haylidir unutulmuş bir aşk acısına,
Ve feryat figan olurum yitip gitmiş onca kayba:
Sarar beni yeniden geçmişteki kederler sonra,
Ve sürüklenirim yoğun bir acıdan başka acılara
Gelir sıra sonra evvel zamanda çekilmiş gamlara,
Bedelleri ödenmemiş gibi öderim bir kez daha.
Fakat bu esnada seni düşünürsem sevgili arkadaşım,
Biter elemlerim ve telafi olur bütün kayıplarım.

William Shakespeare (1564-1616, İngiltere)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

73. Sone

Ayazda titreyen dalların üstünde hiç yokken
Sarı yapraklar, ya da bir kaç tane asılıyken,
İşte bende yılın o vaktini görebilirsin: hazan;
Harap çıplak korolarda, son kuşların şakıdığı zaman.
Görebilirsin işte bende böylesi bir günün alacakaranlığını,
Sanki solmaktadır Batı’da günbatımı,
Ki kara gece yavaş yavaş alıp götürür kalan şeyleri,
Vurur üstüne mührünü ölümün öbür benliği.
Bende görebilirsin işte böyle bir ateşin akkor halinde yanışını
Küllerin üzerinde, gençliğin sereserpe yattığı,
Ölüm döşeğinde vermesi gerekirken son nefesini
Şimdiye dek beslendiğiyle tüketir kendisini.
Bunları anlaman güçlendirir sevgini,
Yakında göçecek olanı daha iyi sev şimdi.

William Shakespeare (1564-1616, İngiltere)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

55. Sone

Ne mermer ne de prenslerin yaldızlı anıtları
Bu güçlü kafiyeler kadar yaşayacak;
Pasaklı zaman lekeleyecek tozlu mezartaşını,
Sen daha çok ışıldayacaksın bu dizelerde ancak.
Müsrif savaş devirirken heykelleri
Ve kavgalar çökertirken taş duvarları,
Yok edemeyecek Mars’ın kılıcı ve harbin hızlı ateşi
Seni hatırlatan o varsıl kaydı.
Ölüme ve her şeyi unutturan düşmanlığa karşı
Göğüs gereceksin sen: hâlâ bir yer bulunacak sana övgü için
Hatta gözlerinde bütün gelecek nesillerin
Ki kıyamet gününe kadar yıpratırlar bu dünyayı.
Yani, kıyama durduğun zamana dek mahşerde,
Yaşayacaksın bu şiirde, ve oturacaksın aşıkların gözlerinde.

William Shakespeare (1564-1616, İngiltere)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

19. Sone

Ey obur zaman, körelt aslanın pençelerini,
Ve bırak tıkınsın dünya kendi şirin evlatlarını;
Azgın kaplan çenelerinden çek o heveskâr dişi,
Ve yak kendi kanında uzun ömürlü Anka’yı;
Geçip giderken oluştur neşeli ve üzgün mevsimleri,
Ve ey tez ayaklı zaman, yap canının istediği gibi
Bu engin dünyayı ve onun solan şirinliklerini;
Fakat men ederim sana şu iğrenç suçu işlemeyi:
Ah, saatlerinle yontma sevgilimin o güzel alnını,
O kadim kaleminle çizme oraya herhangi bir çizgiyi!
İnsanda sürsün diye güzelliğin tarzı
Bırak ki lekelenmesin sevgilim, sen izlerken rotanı.
Gene de istediğin çirkefliği yap, ey köhne zaman! Ne halt yersen ye
Genç olarak yaşamayı sürdürecek sevgilim şiirimde.

William Shakespeare (1564-1616, İngiltere)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

29. Sone

Talihin ve insanların gözünden düştüğümde
Dışlanmış biri olarak ağlarım hâlime,
Ve rahatsız ederim sağır gökleri feryatlarımla boş yere,
Ve dönüp baktığımda kendime, ve sövdüğümde kaderime,
İsterim ümit konusunda daha zengin olmayı,
Falan gibi buyur edilmeyi, filanınki gibi çok dostumun olmasını,
Falanca kadar hünerli olmayı, ve filanca gibi dâhi olmayı.
Gel gör ki, en çok zevk veren şeyler en az tatmin eder şahsımı.
Bu düşünceler içindeyken ve handiyse iğrenirken kendimden,
Ne mutlu ki sen düşersin yâdıma, ve sonra düşünürüm hâlimi,
Şafak sökerken somurtkan topraktan yükselen
Cennet kapısında ilahî söyleyen tarla kuşu misali.
Senin tatlı aşkını hatırlamak öyle bir servettir ki bana
Küçümserim tacı tahtı, değişmem yerimi krallarla.

William Shakespeare (1564-1616, İngiltere)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

7. Sone

Bak! O görkemli ışık kaldırırken yanan başını
Doğuda, altındaki her bir göz kutsar
Onun yeni oluşan endamını,
Kutsal ihtişamını bakışlarıyla kutlarlar;
Ve tırmanırken o dik göksel yamacı,
Orta yaşında bile gücü gençliğindeki gibidir,
Hâlâ hayrandır güzelliğine onların ölümlü bakışları,
Eşlik ederler ona o altın yolculukta.
Fakat doruk noktasından sonra, o bitkin at arabasıyla,
Dermansız ihtiyar misali, yalpalayarak yürür gün ortasında,
Eskiden itaatkâr olan o gözler bakmaz onun derin uçurumuna,
Ve bakarlar şimdi hep başka taraflara.
Orta yaşı geçtiğin zaman, işte böylesin sen,
Kimse bakmazken ölür gidersin, bir oğul sahibi değilsen.

William Shakespeare (1564-1616, İngiltere)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Sonraki Sayfa »