Tomas Tranströmer


İzlanda Kasırgası

Deprem değil, ama gökyüzü sarsıntısı bu. Turner resmini yapabilirdi bunun, sımsıkı bağlayarak. Yalnız bir eldiven girdap halinde dönenip geçti az önce, takıldığı elden birkaç kilometre ötede. Tarlanın öbür tarafındaki eve, rüzgâr karşıdan eserken ulaşmaya çalışıyorum. Dalgalanıyorum kasırgada. Röntgenim çekildi, iskelet sundu istifa dilekçesini. Panik büyümekte, bu esnada ben geçerken, batarken ben, batarken ben ve boğulurken kuru toprakta! Nasıl da ağır, birdenbire sürüklemem gereken her şey, kelebek için bir mavnayı sürüklemek kadar ağır! Nihayet ulaştım. Son bir boğuşma kapıyla. Ve şimdi içerdeyim. Ve şimdi içerdeyim. Arkasında o büyük camlı bölmenin. Nasıl da tuhaf ve muazzam bir icattır şu cam – çok yakınında olmak ve etkilenmemek… Dışarıda aceleyle geçer devasa büyüklükteki şeffaf koşucular lav ovası üstünden. Ama artık dalgalanmıyorum ben. Oturuyorum camın arkasında, sessizce, bizzat kendi portrem.

[YABANIL MEYDAN’dan (1983)]

Tomas Tranströmer (1931-2015, İsveç)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Mektuba Cevap

En alt çekmecede ilk defa yirmi altı yıl önce gelmiş bir mektup buldum. Panik içinde bir mektup, ikinci kez geldiğinde şimdi bu mektup nefes alıyordu hâlâ.

Beş penceresi var bir evin: ilk dördü arasından ışıldar gün, berrak ve sessiz. Beşincisinin yüzü dönüktür siyah bir gökyüzüne, gök gürültüsüne ve fırtınaya. Dururum beşinci pencerede ben. O mektup.

Bazen Salı ve Çarşamba arasında bir uçurum genişler, fakat yirmi altı yıl bir ânda geçebilir. Zaman düz bir çizgi değil, fakat neredeyse bir labirent, ve doğru yerde abanırsa insan duvara duyabilir acele adımları ve sesleri, duyabilir kişi kendisini öteki tarafta yürürken bizzat kendisi.

O mektuba cevap verildi mi hiç? Hatırlamıyorum, uzun zaman geçmiş üstünden. Denizin sayısız eşiği devam etti gezinmeye. Yürek sürdürdü atlayışlarını bir saniyeden öbür saniyeye, tıpkı Ağustos gecesinin ıslak çimlerindeki kurbağa gibi.

Cevaplanmayan mektuplar yığılmışlar bir tepe gibi üst üste, cirro-stratus bulutları gibi havanın bozacağını haber verirler. Matlaştırırlar güneş ışınlarını. Bir gün cevap yazacağım. Bir gün öldüğümde ve nihayet yoğunlaşmama izin verildiğinde. Ya da en azından buradan çok uzaklarda kendimi yeniden bulabileceğim bir yerde. O büyük kente yeni vardığımda, yürümüştüm 125. Cadde’de, rüzgârda dans eden çöplerin sokağında. Orada dolaşmayı ve kalabalığın içinde kaybolmayı seven ben, bir T harfiyim o sonsuz yazı yığının içinde.

[YABANIL MEYDAN’dan (1983)]

Tomas Tranströmer (1931-2015, İsveç)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

1860 Adası’ndan

I
Bir gün kadın durularken çamaşırları iskelede
körfezin soğuğu yükseldi kolları arasından
ve hayatının içine.

Donup gözlük oldu gözyaşları.
Kendi kendisini kaldırdı ada çimende
ve dalgalandı ringa bayrakları derinde.

II
Ve yetişti adama suçiçeğinin sürüsü
yerleştiler adamın yüzüne.
Uzanmış adam ve bakıp duruyor tavana.

Sessizliğe nasıl da gidildi akıntıda kürek çekerek.
Şimdinin sonsuz akışkan lekesi
şimdinin sonsuz kanayan noktası.

[HÜZÜN GONDOLU’ndan (1996)]

Tomas Tranströmer (1931-2015, İsveç)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Sessizlik

Geç yanından, gömülmüşler onlar…
Bir bulut kayıyor güneş diliminin üstünde.

Geceleri yerini değiştiren
yüksek bir binadır açlık,

yatak odasında açılır bir asansör boşluğunun
karanlık bastonu iç taraflara doğru.

Hendekte çiçekler. Fanfar ve sessizlik.
Geç yanından, gömülmüşler onlar…

Gümüş yemek takımları hayatta kalırlar büyük sürüler halinde
Atlantik’in siyah olduğu o büyük derinliklerde.

[HÜZÜN GONDOLU’ndan (1996)]

Tomas Tranströmer (1931-2015, İsveç)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

1844’den Bir Eskiz

William Turner’in yüzü havadan dolayı kahverengi,
şövalesini koymuş ötelere dalgakıranlar arasına.
Takip ediyoruz o gümüş yeşili kabloyu derinde.

O ölüm krallığının sığ sularını geçiyor sürüklenen adımlarla.
Bir tren giriyor istasyona. Gel daha yakına.
Yağmur, dolanıyor üstümüzde yağmur.

[HÜZÜN GONDOLU’ndan (1996)]

Tomas Tranströmer (1931-2015, İsveç)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Gece Yolculuğu

Kaynaşıyor altımızda. Gidiyor trenler.
Astoria Oteli titriyor.
Yatak kenarında bir bardak su
ışıldıyor tünellerde.

Svalbard’da bir mahkûm olduğunu gördü rüyasında.
Gezegen dönüyordu gümbürtüyle.
Yanıp sönen gözler gitti buz üstünde.
Güzelliği vardı mucizelerin.

[HÜZÜN GONDOLU’ndan (1996)]

Tomas Tranströmer (1931-2015, İsveç)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

İki Şehir

Her biri bir boğazda kurulmuş, iki şehir,
biri karartılmış, düşman işgali altında.
Öbüründe yanar lambalar.
Işıklı sahil hipnotize eder karanlık olanı.

Esrime içinde yüzüyorum ötelere
o ışıltılı karanlık sularda.
Boğuk bir tuba çalışı sızar içeri.
Bir dostun sesi bu, al mezarını ve git.

[HÜZÜN GONDOLU’ndan (1996)]

Tomas Tranströmer (1931-2015, İsveç)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Sonraki Sayfa »