Ted Hughes


Çocuksu Bir Eşek Şakası

Cennet’in çiçekleri üstünde,
Ruhsuz yatıyordu erkekle kadının bedenleri,
Sersemce açık ağızlarla, aptalca bakarak, uyuşukça.
Düşünüp taşınıyordu Tanrı.
Kendisini uykuya sürükleyen sorun öylesine büyüktü ki.
Güldü Karga.
Istırapla kıvranan Solucan’ı ısırdı,
Tanrı’nın biricik oğlunu.
Kuyruk kısmını yaralı bölümü dışta sarkacak şekilde
Doldurdu erkeğin içine.
Kafa kısmını da baş aşağı şekilde doldurdu kadının içine
Ve kadının gözleri arasından bakmak için
Çağırmak için kuyruk kısmını çabucak çabucak birleşsin diye kendisiyle
Daha derine ve yukarı süründü solucan
Çünkü ah nasıl da ağrı veriyordu.
Uyandığında çayırlıkta bir şey çekiyordu erkeği.
Uyandığında erkeğin geldiğini gördü kadın.
İkisi de ne olduğunu bilmiyordu.
Hâlâ uyuyordu Tanrı.
Hâlâ gülüyordu Karga.

Ted Hughes (1930-1998, İngiltere)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Reklamlar

Karganın İlk Dersi

Kargaya konuşmayı öğretiyordu Tanrı.
“Sevgi,” dedi Tanrı. “De ki, Sevgi.”
Ağzı açık baktı karga, ve gümbürdetti denizi beyaz köpekbalığı
Ve kendi derinliğini keşfederek, kıvrılıp gitti dibe.

“Hayır, hayır,” dedi Tanrı. “De ki, Sevgi. Tekrar dene şimdi. Sevgi.”
Ağzı açık baktı karga, ve mavi bir sinek, bir çeçe sineği, bir sivrisinek
Vızıldayarak uçtu ve kondu
Muhtelif et çanaklarına.

“Son bir deneme,” dedi Tanrı. “Şimdi, Sevgi.”
Titredi karga, ağzı açık baktı, öğürdü ve
Erkeğin gövdesiz dev başı
Yuvarlandı toprakta, fırıl fırıl gözlerle,
Mırıldanarak şikâyetini –

Ve Tanrı kendisini durdurmadan önce, yeniden öğürdü Karga.
Ve düştü kadının vulvası ve sıkıştırdı erkeğin gırtlağını.
Bu ikisi boğuştular çayırda.

İkisini ayırmaya çalıştı Tanrı, söverek, ağlayarak –

Suçlulukla uçup gitti Karga.

Ted Hughes (1930-1998, İngiltere)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Karga Tünemeleri

Buharlı bir sabahta, sürü halindeki dağları gördü karga.
Ve sarmallarında bütün dünyayı barındıran
Karanlık omurgalı denizi gördü.
Siyahta buharlaşıp giden yıldızları gördü, hiç ormanının
Sporlarını karartan mantarlarını, Tanrı’nın zehrini.
Ve titredi Yaradılış’ın dehşetinden.

Fundalıkta uzanan
Yağmurla ıpıslak, tabansız
Şu ayakkabıyı gördü dehşetin sanrısında.
Ve dibi paslanıp gitmiş şu çöp tenekesi vardı,
Rüzgârın oyun yeriydi, atık su birikintilerinde.

Sessiz odada, sessiz evde,
Şu palto vardı, karanlık dolapta.
Alacakaranlığın penceresiyle ateşin korları arasında
Sigarasını tüttüren şu yüz vardı.

Yakınında yüzün, şu el, kımıltısız.
Yakınında elin, şu fincan.

Gözlerini kırptı karga. Gözlerini kırptı. Hiçbir şey eskimedi.

Bakakaldı apaçıklığa.
Dikkatinden kaçmadı bir şey. (Dikkatinden kaçmazdı bir şey).

Ted Hughes (1930-1998, İngiltere)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Şahin Tüneyişi

En yücesinde otururum ormanın, gözlerim kapalı.
Kımıltısız, yok artık çarpıtmak düşü
Eğri gagamla çarpık ayaklarım arasında:
Ya da kurgulamak uykuda
mükemmel bir öldürümü ve tüketimi.

Ne de elverişli bu yüksek ağaçlar!
Havanın canlılığı ve güneş ışınları
Benim lehime;
Ve yukarı çevrik toprağın yüzü benim denetleyişim için.

Ayaklarım kilitlenmiş pürüzlü ağaçkabuğunun üzerinde.
Bütün bir Yaratılış aldı
ayağımı üretebilmem, her bir tüyünü:
Şimdi tutuyorum Yaratılışı ayağımda

Ya da uçuyorum yükseğe ve usulca dönüyorum tamamen –
Herşey benim olduğundan nerde istersem orda öldürüyorum.
Hiç bir yanıltmaca yok bedenimde:
Yırtıp ayırmak kafaları benim hayat tarzım –

Ölümün bölüştürülmesi.
Geçer çünkü benim kaçışımın tek yolu
yaşayanların tam da kemikleri arasından.
Tartışmaya gerek yok almak için payımı:

Güneş arkamda.
Başladığımdan bu yana değişen bir şey yok.
Gözlerim izin vermez hiç bir değişime.
Her şeyi olduğu gibi koruyacağım.

Ted Hughes
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Bir Domuz Görüntüsü

Ölü bir domuz yatıyor elarabasında.
Üç adam ağırlığında, dediler.
Gözleri kapalı, kirpikleri pembe beyaz.
Fırlamış havaya paçaları.

Sanki ölmemiş gibi görünür böylesi bir ağırlıkla
bu şişko pembe kitlesi katılaşmış ölümde.
Cansızlıktan daha da az bir şey, daha ötede.
Buğday dolu bir çuval gibi.

Hiddetlenmeden vurdum muştayı.
Suçlu hisseder insan incitirse ölüleri,
Yürürse mezarlar üzerinde. Ama bu domuz
suçlayabilecek durumda değildi.

Haddinden fazla ölüydü. Şöyle ederi kadar
domuzyağıyla domuzetinin.
En son değeri tamamen yitmişti.
Eğlenilecek bir şekil de değildi bu.

Haddinden fazla ölü acımak için.
Anımsamak hayatını, gürültüsünü, yaşadığı
topraksı zevkin kalesini,
yanlış ve gereksiz bir gayret gibi.

Tam anlamıyla fazla ölmüş. Ağırlığı
Zulmetti bana – nasıl taşınacak?
Ve bütün kesim zahmetleri!
Boğazındaki derin yara şaşırtıcıydı, ne ki
dokunaklı değildi.

Bir keresinde pazarın birinde koşmuştum yakalamak için
Gürültüsüne kaygan bir domuz-yavrusunun,
Bir kediden daha hızlı ve çevikti,
Böğürtüsü metalin parçalanmasıydı.

Domuzlar sıcak kanlıdırlar, fırın sanarlar kendilerini.
Isırışları beterdir atlarınkinden –
Doğrarlar bir yarımayı bir güzel.
Yanmış kömür ve ölü kedileri tıkınırlar.

Yüceltmeden ve hayranlıktan çoktan çekmiş
Elini eteğini buradaki domuz.
Uzun uzun baktım ona. Sonra başladılar
haşlamaya onu.
Haşladılar ve parlattılar bir kapı eşiği gibi.

Ted Hughes
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy