Sylvia Plath


Uyuyanlar

O iki uyuyanın olduğu sokağı
Göstermiyor hiçbir harita.
Kaybettik izini.
Mavi, değişmeyen bir ışık altında
Su içindelermiş gibi uzanmışlar,
Hafif aralık Fransız pencere

Örtülmüş sarı şeritle.
O dar yarıktan yükselir
Islak toprağın kokuları.
Gümüş bir iz bırakır salyangoz;
Siyah sık çalılar çevreler evi.
Dönüp bakarız arkamıza.

Ölü misali solgun taçyaprakları
Ve şekli değişmeyen yapraklar arasında
Sürdürürler uyumayı, ağız ağıza.
Beyaz bir pus yükselir.
Nefes alır küçük yeşil burun delikleri,
Ve dalarlar uykularına.

O sıcak yataktan kovulmuşlar olarak
Onların gördüğü bir rüyayız bizler.
Gözkapakları yüksek tutar göz siperini.
Bir zarar gelmez onlara.
Savururuz tenlerimizi ve kayarız
Başka bir zamana.

(1959)

Sylvia Plath (1932-1963)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Reklamlar

Ayın Doğuşu

Larva beyazı dutlar kızıllaşmış yapraklar arasında.
Dışarı çıkacağım ve onların yaptığı gibi beyazda oturacağım,
Bir şey yapmadan. Temmuz’un özsuyu tamamlar onların özlerini.

Budala taçyapraklarıyla iştahı açılmıştır bu parkın.
Beyaz kurtyemez ağacı çiçekleri yükselir, devrilir,
Fırlatır değirmi beyaz bir gölgeyi onların ölümünde.

Bir güvercin dönenip alçalır. Yelpaze kuyruğu beyazdır.
İşi gücü yeterlidir: açmak, kapamak
Beyaz taçyaprakları, beyaz yelpaze kuyrukları, on beyaz parmağı.

Yeterlidir tırnaklar için yarım aylar yapmak
Kızıllaşmış beyaz ayalarda, hiçbir çaba kızıllaşmaz.
Beyaz ezikler renge doğru giderler, yoksa çökerler.

Meyveler kızıllaşır. Beyazlıktan bir gövde
Çürür, ve kalır çürüyüş kokusu kendi mezartaşı altında
Beden çekip gitse bile temiz ketende.

Koklarım şu beyazlığı burada, küçük karıncaların
Yumurtalarını yuvarladığı, larvaların semirdiği, taşların altında.
Ölüm güneşin içinde veya dışında beyazlaşmalı.

Ölüm yumurtanın içinde veya dışında beyazlaşmalı.
Bu beyazlık için başka bir renk göremiyorum.
Beyaz: zihnin bir görünüşüdür bu.

Yorulurum, tasarımlarım beyaz Niagaraların
Bir kaya kökünden inşa edildiğini, tıpkı fıskıyelerin
Düşüşlerinin ağır imgesine aykırı inşa edilişi gibi.

Lucina, sıska anne, çabalar
Mafsallı beyaz yıldızların arasında, dürüst yüzünde
Beyaz et soyulur beyaz kemiğe doğru,

Ki sürükler kadim babamızı topuktan,
Beyaz sakallı, yorgun. Meyveler morlaşır
Ve kanar. Beyaz mide daha da olgunlaşmalı.

(1958)

Sylvia Plath (1932-1963)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Heykeltıraş

Leonard Baskin’e

İmgelem, bilgelik gibi maddi olmayan şeyler
Sonsuzca takas edilmeye gelir evine
Kendisininki gibi
Somut bedenlere ve ağırlıklara.
Bir papazın ellerinden daha papazca
Hareket eder elleri, yakarmaz boşu boşuna
Işığın ve havanın imgelerine
Fakat yakarır bronz, ahşap, taş mutlak imgelere.
İnatçı, sık damarlı ahşapta,
Dazlak bir melek tıkar ve biçimlendirir
O zayıf ışığı; kollar kavuşturulmuş izler
O’nun zahmetli dünyasının rüzgârın ve bulutun
Anlamsız dünyalarını gölgede bırakışını.
Tunç ölüsü hükmeder zemine,
Dirençli, al bedenli,
Cüceleştirerek bizleri. Bedenlerimiz titreşir
Yokoluşa doğru şu gözlerde
Ki, O olmadan, sefalete düşer
Mekânda, zamanda, ve kendi bedenlerinde.
Rakip ruhlar uyuşmazlar,
Girmeye çalışırlar, karabasanlara girerler
Bizimkilerden daha canlı bir hayat
Ve ölümünkinden daha sağlam bir huzur
Vasiyet edene dek O’nun keskisi.

(1958)

Sylvia Plath (1932-1963)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Midas’ın Memleketinde

Altın tozla kaplı otlaklar. Connecticut
Yelpazesinin gümüş akımı ve çavdar başlarının
Beyazlaştığı ırmak kenarı çiftlikleri altındaki
Önemsiz kıvrımlarda menderes.
Kükürt bir gün ortasında cilalanmış her şey

Donuk bir parıltıyla. Putların bitkinliğiyle
Hareket ederiz göğün büyük
Sırça fanusu altında ve kısaca hakkederiz
Kol ve bacak resimlerimizi bir saman tarlasına
Ve sarısaplara ve altın yaprağa.

Cennet olmalı bu, bu sakin
Bolluk: dallarda elmalar, altın renginde hep
Sakakuşu, kırmızı balık, altın kaplan kedi nesli –
Hâlâ muazzam bir goblen içinde –
Ve aşıklar sokulgan, güvercin misali.

Fakat şimdi su kayakçıları yarışırlar,
Zindeleştirerek dizlerini. Görünmeyen halatlarda
Yararlar ırmağın yeşil elma perdahlarını;
Un ufak olasıya dek sarsılır ayna.
Sirk palyaçoları gibi gösterirler hünerlerini.

Böylece vira ettik, otların ağardığı
Bu kehribar kıyılarda durabileceğimiz halde.
Şimdiden hasat derdinde çiftçi,
Ağustos terk eder kendi Midas dokunuşunu,
Rüzgâr daha bir taş yürekliliğe soyar manzarayı.

(1958)

Sylvia Plath (1932-1963)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Çocuk Parkının Taşları

Güneşsiz havada, çamların altında
Yeşilden siyahlık noktasına, bazı
Kurucu babalar koydu bu çıkıntılı, yayılmış taşları,
Belirsin diye yapraklardan süzülmüş karanlıkta,
Başka bir çağa, muhakkak ki başka bir gezegene ait

Devasa veya nesli tükenmiş bir hayvanın
Kömürleşmiş boğum kemikleri misali,
Yan yatmış
Portakal ve küpeçiçeğinin şenlik ateşi olan
Açelyalarla, kutsal

Bu taşlar himaye eder karanlık bir huzuru
Ve korur elsürülmemiş biçimlerini
Gül ve iris gölgelerini değiştirirken güneş –
Uzun, kısa, uzun – o aydınlık bahçede
Ve tutuşturur bir gün sonunu alev alev,

Açelyaların donuk boyasıyla
Renklenmişlerdir, gene de çabucak
Yanmış kavrulmuşlardır onlar gibi. Takip etmek
Işığın tonunu ve yoğunluğunu gece yarısında
Ay sayesinde ve

Değişik havaların vuruşu boyunca
Bilmek taşların sakin yüreğini:
Kışın soğuğu hakkındaki düşlerini kaybetmek için
Bütün yazı harcayan taşlar; taşlar
Isıtır sadece ateşkürede

Kırağı biçimleri misali. Kimsenin levyesi
Onları kökünden sökemez: sakalları her daim-
Yeşil. Yüzyılda bir
Irmağa gidip su içmek de istemezler:
Hiçbir susuzluk bir taşın yatak keyfini bozmaz.

(1958)

Sylvia Plath (1932-1963)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Hatırladığım Beyazlık

Beyazlıktır hatırladığım Sam hakkında:
Beyazlık ve bana verdiği o büyük koşudur.
Hiçbir yere gitmedim o zamandan beri fakat
Gitmek de uysal bir sapma oldu benim için. Beyazdır,
Armalardaki aygırlar gibi değil fakat: beyaz dışıdır
O sağlam at, ki tarihi
Yeknesaktır, itiraz edilemezdir,
Denenmiş vakurluğu kiralattırır onu
Acemilere ve korkaklara.
Mizacını asla grileştirmeyecek benekleri
Beyazlığının tonunu mutlak griye döndürür gene de.

Görürüm o sabit fikirli, inatçı, beyaz atı,
Altımdaki ilk attı, çatılar kadar yüksekti,
Onun düzgün tırısı çıkarttırır benim gergin zehrimi,
Taşranın çalı çitlerinde ve inek otlaklıklarında
Sağlamca kök salmış yeşilin yerini değiştirip dönüştürmek
Havai bir vuruşla. Sonra marazi bir istek için
Veya beni sınamak için birdenbire kurar
Yeşil çimin akıntısını, soluk cephelerden
Bir ırmağı şeneltir, samanla kaplı, o sert yol
Bir örstür, dört toynağıyla çekiçleyip sarsar
Atar beni vuruşundan dışarı,

Üzengiler çözülmüştür, ve terbiye de. Ve
Çekilmiş yularları yavaşlatmaz onu, adını söylemek,
Veya yayaların bağırışları: kavşak trafiği
O yaklaştığında durur yular zincirinde,
Hizaya gelir dünya onun koşusunda.
Asılırım boynuna. Azim
Sadeleştirir beni: bir binici, sürüp gidiyor
Tehlikeyi asılarak aşıyor, toynakların üstünde
Gürültülü yeryüzünün temelinde. Neredeyse fırlatılmış, ve
Fırlatılmamış: korku, hikmet, aynı anda: bütün renkler
Dönenip onun beyazlığını oluşturuyordu hâlâ.

(9 Temmuz 1958)

Sylvia Plath (1932-1963)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Baykuş

Saatler vurdu on ikiyi. Ormanlardan oluşan varoşları
Haricindekileri de gösterdi Main Caddesi: Nimbus-
Aydınlığı, fakat insansız, pencerelerini
Doldurmuş düğün pastaları,

Elmas yüzükler, saksı gülleri, tilki kürkleri
Kırmızıdır balmumu mankenlerinde
Refahın çerçevelenmiş bir tablosunda.
Derine batmış bodrumlarda

O solgun, yırtıcı baykuşu harekete geçirdi
İşte, sokak lambaları ve teller üzerinden
Çığlık atsın diye, duvardan duvara
Kanat yayışı denetimli

Feribot akıntılarıyla, karnı
Görünmüyor tüyden, müthiş sakin
Bakar mı ki yukarı? Baykuş çığlığıyla sarsılmış
Kenti talan eder farelerin dişleri.

(26 Haziran 1958)

Sylvia Plath (1932-1963)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Sonraki Sayfa »