Sylvia Plath


Yola Çıkış

Avludaki incir ağacının incirleri yeşildir;
Tuğla kızılı sundurma kiremitlerini gizleyen
O yeşil asmadaki üzümler de yeşil.
Para tükenmiştir.

Nasıl da hissederek bunu, oluşturur acılığını doğa.
Hünersiz, kedersiz, ayrılışımız.
Güneş ışıldar ham mısırların üstünde.
Kediler oynar bitki saplarında.

Maziye bakış böylesi bir sıkıntı yaratmaz çoğunlukla –
Güneşin pirinç rengi, ayın çelik perdahı,
Dünyanın kurşun cürufu-
Fakat her daim çıkar açığa

Sarp kaya dilinin kasabanın mavi körfezini koruduğu
Ki döver orayı açık denizin
Darbeleri, tarifsiz zalimce.
Martının pislettiği, bir taş sundurma

Soyar bodur üst sövesini aşındıran havalara:
Aşı boyalı kaya çıkıntısının öbür ucundan
Gür yünleriyle somurtkan keçiler ayaklarını sürüyerek
Giderler deniz tuzunu yalamaya.

(1956)

Sylvia Plath (1932-1963)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Reklamlar

Örümcek Kuşu

Gece karanlık bastığında
Böylesi hükümdar düşler,
Eşsiz meltem ayartırken bu adamı
Dünyalık karısının yanından
Alıp kaldırırken adamı
Kanatlandırarak, uykuyla sarmalanmış,
Yetişemezdi peşinden
O kadın, kıskanç gelin, fakat uzanırdı
Şaşkın kahverengi gözleri aç ve apaçık.
Pençeli parmaklarla
Bükerek ilençleri karman çorman çarşafta,
Sarsarak kendi kafatasının kafesini
Firari arkadaşının dolgun biçimi
Sıvışıp giderdi ay tüyüyle kaplı yabancılar arasında;
Öyle acıkmıştı ki kadın, beklemeliydi hiddet içinde
Kuş cümbüşü şafağa dek
Ki kadının örümcek kuşu yüzü
Meyleder gagalayarak açmaya şu kilitli gözkapakları, yemeye
Taçları, sarayı, bütün gece
Erkeğini çalan her şeyi,
Ve kırmızı gagayla
Deler ve emer
Son kan damlasını o kaçak yürekten.

(1956)

Sylvia Plath (1932-1963)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Hayalet ve Rahip Arasındaki Diyalog

Rahip ikametgâhının bahçesindeki akşam yürüyüşünde
Tez ayak yürüyordu Peder Shawn. Soğuk bir gündü, kasvetli olanlardandı
Siyah Kasım’da. İnip çıkan bir yağmurdan sonra
Çiy durmuştu soğuk terde her bir sapta,
Her bir dikende; sivrilip yükselerek ıslak topraktan, mavi bir sis
Asılıp takılmıştı karanlık perdeli dallarda efsanevî bir balıkçıl misali.

Apansız yelken açmış inzivadan,
Saçları iğneleyerek kafasını,
O sisten kendi kendisini oluşturan bir hayaletin
Farkına vardı Peder Shawn.

“Bu ne şimdi,” diye gevrekçe hitap etti Peder Shawn
Orada salınan, pusla çevrelenmiş, odun dumanı kokulu hayalete,
“Ne tür bir işin peşindesin? Mavi solukluğundan,
Söyleyebilirim ki meskûnsun cehennemin donmuş atığında,
Alevli yanından değilsin. Fakat şu debdebeli görünüşe bakıp söylersem,
Şu soylu edana, belki de cenneti yakın zaman önce terk ettin?”

Ayazla kaplanmış bir sesle
Hayalet dedi ki rahibe:
“Söylediğin ülkelerden hiçbirine aşina değilim:
Dünyadır benim uğrak yerim.”

“Gel, gel,” diye sabırsızca omuz silkeledi Peder Shawn,
“Sana yaldızlı harpler veya kemirgen ateş hakkındaki bazı saçma sapan
Efsaneler uydurasın diye sormuyorum: sadece anlat bana
Hayatın sona erdikten sonra, hangi sondeyişi
Takdir etti Tanrı senin günlerinin devamı için. Böylesine zor mu
Meraklı bir yaşlı budalanın sorularını tatmin edici bir şekilde cevaplamak?”

“Hayattayken, sevgi kemirmişti derimi
Ta şu beyaz kemiğe kadar;
O zaman sevginin yaptığı şeyi, şimdi de yapmaktadır sevgi:
Boydan boya kemirir beni.”

“Hangi sevgi,” diye sordu Peder Shawn, “fakat şu kusurlu toprak-tenden
Oluşan aşırı büyük sevgiler böylesi bir ıstırabı sürdürür mü?
Melun bir durum içinde olmalısın sen:
Dünyayı hiç terk etmediğin düşünüldüğünde, elem duymaktasın
Sanki hayattaymışsın gibi, cefayla buruşmuşsun böylece ki
Kefaret ödemek günahı saklamak gibi kör bir insanı kandırır.”

“Kıyamet günü
Gelmedi henüz.
O saate kadar
Toprak bir testidir benim sevgili evim.”

“Budala hayalet,” diye şaşırarak haykırdı Peder Shawn,
“Böylesi bir inat olabilir mi –
Gittikçe ateşlenen bir ruh, yapışarak kendi ölü beden ağacına
Son fırtınayla karıştırılmış yaprak misali? En iyisi gitmen
İnayeti daha yüksek bir mahkemede yargılanmaya.
Tövbe et, git, Tanrı’nın adil vuruşu göğü yarmadan önce.”

O solgun sisten
Hayalet yemin etti rahibe:
“İnsanın kırmızı yüreğinden
Daha yüksek mahkeme yoktur.”

Sylvia Plath (1932-1963)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Vazgeçiş

Terk ettiğim çay yaprakları,
Ve şu çarpık çizgi
O kraliçe ayasında
Umurumda değil artık.
Benim siyah hac yolculuğumda
Bu ay oyuklu kristal yumak
Kırılacak henüz yardım etmeden;
Ne gelebileceği hakkında
Vıraklamaktansa,
Uçup gitmişler benim sevgili kuzgunlarım.

Yemin edilmiş manzaranın şu donduran katakullilerini
Ve geri kalan ne varsa öğrendim
Kandaki çiçeğe karşı:
Ne servet ne de bilgelik durur
Basit damar üstünde,
Dürüst ağızda.
Git kendi toy gençliğine
Zaman bitmeden önce
Ve yap iyi olanı
Beyaz ellerinle.

Sylvia Plath (1932-1963)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Tekbencilin Kendi Kendisiyle Konuşması

Ben?
Yalnız yürürüm ben;
Gece yarısı sokağı
Ayaklarımın altından kendi kendine bükülür;
Gözlerim kapandığında
Şu düşleyen evlerin hepsi ölür;
Benim kaprislerim arasından
Üçgen tepeler üstünde asılır yüksekte
Ayın kutsal soğanı.

Ben
Büzerim evleri
Ve eksiltirim ağaçları
Çok iş görerek; görünüşümün yuları
Sarkıtır o kukla insanları
Ki onlar, habersizler nasıl soysuzlaştıklarından,
Gülerken, öperken, sarhoş olurken,
Göz kırpmayı seçtiğim zaman öleceklerini
Tahmin de edemezler.

Ben
Keyfim yerinde olduğunda,
Çimene veririm yeşilini
İşaretlerim göğü maviyle, ve altın ihsan ederim
Güneşe;
Gene de, en zemheri ruh halimde, mutlak gücü
Tutarım elimde
Boykot ederim bütün renkleri ve yasaklarım bütün çiçeklerin
Var olmasını.

Ben
Bilirim görüneceğini senin
Cevval bir şekilde yanımda,
Kafamdan sıçradığını inkar ederek,
Aşk ateşinin tenin gerçekleşmesini kanıtlamak için
Yeterli olduğunu hissettiğini iddia edersin,
Ey kıymetlim, bütün zekânın, bütün güzelliğinin,
Benden bir armağan olduğu
Besbelli olsa bile.

(1956)

Sylvia Plath (1932-1963)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Obur

Yatıştırmak zor adamı, açlıktan olmuş deli divane,
Öyle yakışır ki benim siyah talihime
(Hiçbir insanın sahip olamayacağı bir hararetle
Ve gene de korur nezaketini)
Ki bütün o kıymet O’nun en çok beğeneceği
Baharatlı et olmakta;
Kanın etsuyu
Elinden taşıp akar,
Kıvamında pişmiş etli şölene eşdeğer, sıcak pişirilmiş,
Doldurulmuş ağzına hızlıca;
Tıkabasa yenilir her zengin öğün en seçkin parçalar olsa da,
Ne idareli davranır
Ne de kıt kanaat geçirir isteğini
Ta ki bir çuval dolusu erzak bir deri bir kemik kalana dek.

(1956)

Sylvia Plath (1932-1963)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Bir Sadelik Taraftarına Mektup

Şu heybetli heykel
Ki durdu ayaklarını açarak
Denizin kıskanç saldırılarına karşı
(Çabalayarak, dalga dalga,
Her bir gelgitte,
Yok etmek için onu, daima),
Sana bir üstünlüğü yok onun,
Ey benim aşkım,
Ey benim büyük budalam, ki
Bir ayağın
Sıkışmış (olduğu gibi) bataklık tuzağına
Derinin ve kemiğin,
Zıpır bulut guguk kuşunun
Anlamsız taşralarında
Tir tir titrer başka bir yola çıkarak,
Ağzı açık o masum Ay’da.

(1956)

Sylvia Plath (1932-1963)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Sonraki Sayfa »