Pablo Neruda


SENDEDİR TOPRAK

 

Küçük

gül,

gülcük,

bazen

çok küçük ve çıplak

görünürsün,

sanki barındırabilirim

tek bir elimde seni,

böylece tutarım

ve götürürüm seni ağzıma,

fakat

birden

dokunur ayaklarım ayaklarına ve ağzım dudaklarına:

büyürsün birden,

kabarır omuzların ikiz doruklar gibi,

dolanır bağrımda memelerin,

yetişmez kollarım sarmaya

yeni ayın orağı gibi incecik belini:

sevişmede çözdün kendini denizin suları gibi:

neredeyse anlamıyorum gökyüzünün en büyük gözlerini,

ve eğiliyorum ağzına öpmek için toprağı.

 

[“Kaptanın Dizeleri”nden]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Reklamlar

KRALİÇE

 

Kraliçe diyorum sana.

Senden daha uzun kadınlar var, daha uzun.

Senden daha temiz kadınlar var, daha temiz.

Senden daha güzel kadınlar var, daha güzel.

 

Fakat kraliçe sensin.

 

Dolaştığın zaman caddelerde,

kimse dikkat etmez sana.

Kimse görmez kristal tacını, kimse bakmaz

yolunda yürürken bastığın

kızıl altından halıya,

var olmayan o halıya.

 

Ve görünce seni,

ses verir bütün ırmaklar

bedenimde, sarsar

çanlar göğü,

ve doldurur evreni bir ilâhi.

 

Yalnızca sen ve ben,

yalnızca sen ve ben, ey sevgilim,

kulak veririz buna.

 

[“Kaptanın Dizeleri”nden]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

ÇÖMLEKÇİ

 

Benim için belirlenmiş bir kadehin

ya da bir şirinliğin sahibidir bütün bedenin.

 

Kaldırdığımda elimi yukarı,

karşılaşırım beni aramış olan bir güvercinle

her yerde, sanki onlar

ey sevgilim, yaratmışlar seni balçıktan

bu benim çömlekçi ellerim için.

 

Dizlerin, memelerin,

belin,

eksiktir bende susamış bir toprağın

yarığındaymış gibi,

oradan bir biçim

çözüldü,

ve birlikte

biriz biz, tek bir ırmak gibi,

tek bir kum tanesi gibi.

 

[“Kaptanın Dizeleri”nden]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

8 EYLÜL

 

Bugün olan gün ağzına dek dolu bir kadehti,

bugün olan gün muazzam bir dalgaydı,

bugün bütün bir dünyaydı.

 

Bugün yükseltti dalgalı deniz

bizi bir öpüşün doruğuna,

ki titremiştik

bir yıldırımın çakışında,

ürkmüştük ve dibe batmıştık

birbirimizin kucaklayışında.

 

Bugün yaymıştık bedenlerimizi sonsuzca,

büyümüştük dünyanın sonuna doğru

ve kaynaşmıştık birbirimize sarmalanmış olarak

tek bir damlasında

balmumunun ya da meteorun.

 

Yeni bir kapı açıldı aramızda

ve henüz yüzü olmayan biri,

oturdu ve bekledi bizi orada.

 

[“Kaptanın Dizeleri”nden]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

AYAKLARIN

 

Bakamayınca yüzüne

bakıyorum ayaklarına.

 

Kemerli kemikleriyle ayakların,

sağlam küçük ayakların.

 

Taşıyorlar seni, biliyorum,

ve ağırlığın

yükseliyor onlarda.

 

Belin ve memelerin,

meme uçlarının

çifte moru,

gözlerinin çukuru,

yenilerde uçuşup durmuş,

geniş ağzın, bir kavun,

kızıl lülelerin,

benim küçük kulem.

 

Fakat ben sadece ayaklarını seviyorum,

çünkü dolanıp durmuşlardı

yeryüzünde

ve rüzgârda ve suda,

benimle karşılaşana dek.

 

[“Kaptanın Dizeleri”nden]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

ELLERİN

 

Ellerin ellerime doğru

devindiği zaman, ey sevgilim,

neler getirir bana kaçışta?

Neden ikircikliydi ellerin,

ansızın, kenarında ağzımın,

neden tekrar tanıyabildim onları,

sanki o zamanlar, eskiden,

dokunmuş muydum onlara,

sanki onlar, bu hayattan evvel,

yoklamışlar mıydı

alnımı, belimi?

 

Uçarak geldi ellerinin uysallığı

zamanın üzerinden,

denizin üzerinden, üzerinden dumanın,

ilkbaharın üzerinden,

ve koyduğunda

ellerini bağrıma,

tekrar tanıdım o kanatları,

o altın güvercin kanatlarını,

tanıdım o balçığı yeniden

ve buğdaydaki o rengi.

 

Bütün yıllarında hayatımın

kendi yolculuğumu aradım.

Merdivenler tırmandım,

geniş yollara teğet geçtim,

bindim trenlere,

yelken açtım denizlere,

ve üzümlerin tenine dokunmak

sana dokunmak gibiydi.

Ağaç getirdi beni

ansızın dokunuşuna senin,

badem ilan etti

gizli şirinliğini senin,

kendini kapatana dek

ellerim bağrımda

ve orada iki kanat gibi

sonlandı yolculukları.

 

 

[“Kaptanın Dizeleri”nden]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

GÜLÜŞÜN

 

İstersen yoksun bırak beni ekmekten,

yoksun bırak beni havadan, ama

yoksun bırakma beni gülüşünden.

 

Yoksun bırakma beni gülden,

kopardığın süsenden,

sevincinde ansızın

çağıldayan sudan,

seni apansız doğuran

gümüş dalgadan.

 

Savaşımım amansız, ve dönüyorum

yorgun gözlerle

ara sıra değişmeyen

görünüşüne toprağın,

fakat gülüşün vardığında,

yükseliyor göğe ve arıyor beni,

ve açıyor benim için

bütün kapılarını hayatın.

 

Sevgilim, bu en karanlık zamanda

yayılıyor gülüşün,

ve birden görüyorsun

kanımın püskürdüğünü

caddedeki taşlara,

gül, çünkü

ellerim için gülüşün

serin bir kılıç olacak.

 

Güzün denize yakın

yükseltecek gülüşün

köpükten çağlayanını,

ve güzde, sevgilim,

beklediğim çiçek gibi

arzulayacağım gülüşünü,

o mavi çiçeği,

ses veren anayurdumun gülünü.

 

Gecede gülüşün,

gündüzde, ayda,

gülüşün

adanın dolambaçlı sokaklarında,

gülüşün seni seven

bu hantal erkekte;

fakat açtığımda

ve kapattığımda gözlerimi,

uzaklara gittiğimde,

geri döndüğümde,

esirge benden ekmeği, havayı,

ışığı, ilkbaharı,

fakat gülüşünü asla,

yoksa ölürüm ben.

 

 

[“Kaptanın Dizeleri”nden]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Sonraki Sayfa »