Niels Hav


Sevgi

İşte kocaman bir sözcük.
Boğazıma mı takıldı yoksa?
Ararsan işin aslını astarını,
Nedir sevmek?
Çokları zamanla o büyük sevgiyi
Bozdurur kuruşlara.
Seviyorum seni. Ve çekersin fişi.
Seviyorum seni. Fırlatırsın kitabımı enseme.
Seviyorum seni. Ve infilak eder dünya!

Filler misali,
Teşneyiz birbirimize cahilce.

Çocuksuz mutluluk olmaz,
Demişti Schumann. Melankoliye panzehir olsun diye
Yedi çocuk doğurdu O’nun için Clara.
Yetmedi ama!
Delirdi, intiharı denedi
Ve öldü bir sinir hastanesinde Schumann.
Piyano çalıyordu Clara. Buydu
Onların sevgi dedikleri şey.

Niels Hav (d. 1949, Danimarka)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

İki Kere Maruz Bırakış

Uyuyamıyorken
ve yatağımda uzanmışken
düşüncelerimdeydin.

Derken uykuya daldım,
ve sen orada da vardın.

(”Element”ten, 2004)

Niels Hav (d.1949, Danimarka)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Bir Şey Söyle

Bir şey söylemeyen
kişi
düşünür ki
kendi suskunluğunu çevreleyen
suskunluk
her şeyi söyler.

Fakat o suskunluk
kendi sesiyle konuşur,
ki problem budur.

En önemli şeyler
o suskun bölgede gerçekleşir,
fakat o bölgeyi kimse denetleyemez.
Melekler ve iblisler koro halinde konuşur orada.

Bir şey söylemek istemişsen,
bunu kendin söylemelisin.

(”Element”ten, 2004)

Niels Hav (d.1949, Danimarka)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Buradayız İşte

Yolumu kaybettim ve yabancı bir semte geldim.
Bütün sokaklar yokuş yukarıydı, hızlı ayaklı insanlar
koşarak geçti beni, açık renkli elbiseler giyinmişlerdi
ve sanki çantalarında hafif şeyler taşıyorlardı.
Yol sormak için durdurdum birini,
ve birdenbire dost canlısı yüzlerden bir kümenin ortasında
buldum kendimi. – Nereye gitmek istiyorsun?
Açıklamama tutundum. Gülümseyerek
dinlediler, sanki ilk defa dinliyorlardı
ölmüş bir şiveyi kullanan bir insanı.
Derken başladılar konuşmaya tıkarak lafı birbirlerinin ağzına
ve bütün yönleri göstererek.
Haritamı bulup çıkardım. Canla başla açıldı harita
ve ilgiyle incelendi. – Neredeyiz?
diye sordum bir parmağımı haritaya koyarak.
Bana baktılar ve koro halinde tekrarladılar soruyu.
Derken yürekten bir kahkaha koptu herkesten,
ben de güldüm, en yüksek komedinin şahitleriydik
bizler. – Burada, dedi içlerinden biri ve parmağıyla gösterdi
ayakta durduğumuz toprağı. – Buradayız işte!

(”Element”ten, 2004)

Niels Hav (d.1949, Danimarka)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Çoğunlukla Bir Avuntu Oldu

Çoğunlukla bir avuntu oldu
Humlebaek ilçesinde dolaşıp duran
Erik Knudsen’i düşünmek.
Yaz ve kış;
Oradadır O.

Bir keresinde telefonda konuşmuştum
O’nunla. – Şair değilim ben,
demişti, sadece yazdığım zamanlar
şairim ben.

(”Element”ten, 2004)

Niels Hav (d.1949, Danimarka)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Problemler

Problemlerin kişisel olma gibi
tatsız bir yönelimleri bulunur,
ki bu da bozabilir olayları kavrayışımızı.
Bir şeyin doğruluğundan eminsen,
kolaylıkla o şeyin yanlış olduğunu düşünebilirsin.
Dünyadaki bütün hoyratlığın nedeni insanların çoklukla
kendilerini başkalarından daha akıllı, daha iyi ya da daha önemli
görmelerindendir. Çoğumuzun içinde tutsak kaldığı
temel bir yanılsamadır bu; herkes kendi mitolojisinde
bir ermiş. Fakat Hörsholm semtindeki sonsuz gerçek
Herlev semtinde kötü bir fıkradır;
ve İshöj ilçesinde gündem maddesi ise bambaşka bir şeydir.

(”Element”ten, 2004)

Niels Hav (d.1949, Danimarka)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

İnsan Zihni

Bir çok katıyla, koridorlarıyla, toplantı odaları
ve konferans donanımlarıyla
esrarengiz bir oteldir insan zihni.
Resepsiyonda tartışma götürmez mantık hükmeder
gündüzleri. Geceleri her şeye göz kulak olur
bir neandertaler.

Hayat tarzlarının hepsi temsil edilir bu otelde.
Bazı odalarda pazarlığı yapılır önemli sözleşmelerin,
planlanır hoyrat reformlar. Suç
eylemleri ve cinayetler düşünülür. Resepsiyonist
kapıyı çalarsa burada ve bazı kişisel sorular sorarsa,
geri çevrilir gürültülü bir küçümseyen kahkahayla.
Başka odalarda filozoflar oturur, sözcüklerin ip cambazları,
şamanlar ve şevkli sofular. Zemin katta aldırış etmeden çalar
hiçliğin büyük davulcusu, ki besler sürüngenleri
ev hayvanları gibi. Her yerde hummalı bir etkinlik.
Karar anlarında herkes çağrılır
konferansa, gece ya da gündüz, büyük problemler
ya da incir çekirdeğini doldurmayan konularda danışmak için.
Hiçbir gündem maddesi ya da toplantı başkanı yoktur;
hızlı bir şamatada ortaya çıkar ve kaybolur sorular.

Her biri kendi tonunda lafı birbirlerinin ağzına tıkayarak
tartışır. Bazıları mantıktan ya da sağduyudan
yararlanır, başkaları ulumayla, şikayetle, şarkıyla, küfürle,
dualarla ve dehşet çığlığıyla ifade eder kendilerini.
Yaşlı ruhlar yüksek sesle okur ölü bir dilin sözcükleriyle
anlaşılmaz tekerlemeleri. Çok nadir karar verilir
bağlayıcı bir anlaşmaya.
Ansızın geri döner odasına herkes,
hepsi kendi değişmez karmaşasıyla önyargılı.

Resepsiyonda tertemiz yıkanmış, iyi giyimli
bir kişi dolanıp durur. Kendisini Benlik diye tanıtır
ve otelin müdürü olduğunu iddia eder; bütün kararların
kendisini tarafından verildiğine sizi temin eder; otelin
rasyonel mantıkla ve en modern ilkelerle yönetildiğini
iddia eder.

Kendisini biraz şüpheyle dinleyin –
Otelde kalan diğer kimseler pek de aldırış etmez
O’nun otoritesine.

(”Element”ten, 2004)

Niels Hav (d.1949, Danimarka)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Sonraki Sayfa »