Erik Stinus


Diken

Teninin gözleri,
bedeninin ışık pınarları,
sınırlar gölgenin alanını.
Kokun çizer
dumanda ve taşta.

Şemsiyeli kadın,
dolanıp duran ağaç.

[“Manzara ve Atlas”tan, 1965]

Erik Stinus (1934-2009, Danimarka)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Reklamlar

Kardaki Yazı

Sesi olmadan duvarların arasına sızdı yağmur.
Maskesi olmadan ürküttü serçeleri yağmur.
Eski sesimdir yağmur.
Korkunç maskemdir yağmur.
Fakat bugün ateşim ben,
ayak izlerim felç eder kışı.
Bugün söndürülemem ben.

Küçük yağmur, uzaklara düştü yolumuz.
Yaşayan duvarların arasında uyanırız.
Zafer kazanmışlardı,
Metallerin anlamını büyütmek istemişlerdi,
fakat bugün ayaklarımız önünde uzanır kış,
içi kurumuş bir yemiş misali, paslı.

[“Manzara ve Atlas”tan, 1965]

Erik Stinus (1934-2009, Danimarka)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Sevgilim, Sözcükler ve Sonsuzluk

Bir başkasını dünyanın bir ucuna dek izleyeceğimizi
söylemek biraz abartılı değil midir?
Varsayalım ki dünya sonsuzdur ve o bir başkası
bizden önce yoruldu.
Ve varsayalım ki yağmaktadır yağmur ve dolu!

Hem sonsuzluğu yansıtan hem de kökleri onda olan
derin dağ gölleri gibi olduğunu söylemek
bir başkasının gözlerinin, biraz abartılı değil midir?
Düşün ki hem de yarın ağırca asılı durursa bulutlar
yüce dağlar üstünde, ve çamur fışkırırsa derinliklerden!

Ne bir gülün, ne bir atın, ne bir tarlanın, ne de başka
bir insanın güzelliklerinin benim güzelliklerim gibi
asla olmadığını söylerken abarttığını sanmıyor musun?

Dağ göllerinde yüz, dostum, tırman yüce dağlara,
git dünyanın sonuna at sırtında yağmurda ve doluda
ve izin ver saçlarımdan geçen bir meltem gibi
ulaşsın düşüncelerin bana,
kulağımdaki o son uysal ıslığı gibi ardıç kuşunun,
akşam güneşinin yüzümdeki alazı gibi
ve karanlıktan kucağıma düşen
bir yıldız gibi.

Hep abartırız aşk içindeyken.
Sesimin sekiz kentin tapınak çanları gibi
çıktığını söylüyorsun bana.
Yedi deseydin
sanıyorum eğlenirdim söz sanatınla.
Fakat bu konuda bu kadar konuşmak yeter.

Hep beni aradığını söyleyip sürdürüyorsun konuşmayı.
Ya ben? Kimi aradım sanıyorsun dünyanın bir ucunda
yağmurda ve doluda yüce dağlar üstünde
ve sonsuzluğun göllerinde?
İşte buradayız şimdi, dostum, gitme benden,
hemen gitme, hayır hiç gitme …

(“Bir Dua İçin Kırıntılar”dan, 1985)

Erik Stinus (1934-2009, Danimarka)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Adalılar İçin Yirmi Beş Dize

Eğer, onların dedikleri gibi, bu dünya düzeninde,
demokratik olmak zorundaysa, adalar ve vahalar
asla büsbütün kaybolmayacak ufkun altında.
Başka yasalar hakkındaki bilgiler onlardan kaynaklanacak,
daha derin bir ortaklığın rengi. Dağlarda
ırgatlar, işe yaramaz görülmüşler, kömürcüler,
gezgin şarkıcılar ve onların az sayıdaki
üniversite arkadaşları oturur akşamdan akşama
ateşin etrafında çekiçle ve körükle
ve fatihleri nasıl durduracaklarını düşünürler gizlice?
Zırhlı tanrıların ve camdan tapınakların altından
fışkıracak çimen, ve o rahiplerin ve satıcıların
o hüzünlü güruhunda birileri garipseyerek
geri dönüp bakacak ve unutulmuş bir şiveyi tanıyacak.
Doğru makinelerle donatılmış ofisler arasından,
gelir belki komünizm ıslık çalarak
ve adı Karl ya da Friedrich olabilir, apaçık konuşarak,
biraz kralsı, bir Kuzey kabile reisi olan Voladya gibi,
Hint taciri olan Mohan gibi ve mutlaka azizlerin ve
denizcilerin isimleri verilmiş Fidel, José ve Juan gibi,
işi başından aşkın bir hizmetçi kadın olan Marta gibi,
ya da isimlerinde sesli harflerin gür olduğu
Rosa, Radha, Amina, Tunde ve Dai gibi.
Dünya, altından yapılmış büyük bir şirkete dönmüşse
duyulur ansızın dünyanın yüreğinin çarptığı.

(“Humma Katarı”ndan, 1994)

Erik Stinus (1934-2009, Danimarka)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Bir Tarih Çentiklerim Ağaca

O yabanıl erik beyazdır,
onun arkasında, Mayıs yeşili,
kendini giyinik olarak düşler köknar.
Daha ötelerde: paslı bir teneke dam,
rüzgârın açtığı bir pencere, öyle karanlık ki,
bütün bu mekân bize yabancı gibi.
Yukarıda: yağmurun peçesi arasından
bütün ışığıyla gökyüzü.
İç, toprak.
İç.

Nefes nefese kalmış bir radyo
bildirir dünya haberlerini, kaldırıp alır
kentleri ve yumuşamış kilometrelerce patikaları
bir hükümranın elinden,
ve bırakır yeni birinin eline.
Yaylım ateşler ve alkış selleri.
Mikrofonlar hazır ve nazır,
kameralar da, bir biz yokuz.
Büyük bir süpürge süpürür yorgunları bir araya,
cam kırıklarını, yaraları,
betimlenmemiş bir karanlıkta
duvarlara çarpmış kemikleri,
gözleri, teneke damlarını: bir dağın sırtı gibi
bir yığın.
Dinle şimdi şarkıcıların nefes alışlarını.
Dinle.

(“Kalış Yerleri”nden, 1999)

Erik Stinus (1934-2009, Danimarka)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Hasat

Toprak ekmekle kaplı
buradan bakışın puslu sınırına dek.
Şimdi zamanıdır buğdayı kesmenin,
buğday sapının ölme, kökün çürüme zamanıdır,
zamanıdır şimdi tozun ve yağın ve terin.

Bölerim geniş alanları
dar alanlara,
büyük resimleri küçük resimlere:
kırmızı bir kuş afiyetle yemekte
tek bir başağı, kesmekte ve

kesmekte gagasıyla ve ağırlığıyla
biraz eğmekte buğday sapını.
Canlı bayrak keskin beyaz güneşte,
kadife bir alaz
Yeryüzünün ekmek fırınında –

Çırp kanatlarını, çırp, ve git buradan,
şimdi buğday sapının ölme,
çekirdeklerin dönüşme zamanıdır.
Uç git yuvana
ve bekle beni orada bu akşam

başımdan aşağı bir kova su
döktüğümde. Bekle,
benim kırmızı kuşum,
alaz gibi, bayrak gibi,
aç ve susuz bir gölge

fırın karanlığından ayrıldığında.

(“Güney’den Şarkı”dan, 1998)

Erik Stinus (1934-2009, Danimarka)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Eylül Sabahı

Ağaçta
Tek bir elma.
Kimin için
kızarır elma?

Saç köklerime dek
kızarıyorum
bu işareti gördüğümde

ve sanki miyopluğum
elimdeki çizgileri
algılar gibi
davranıyorum.

(“Doğrulanmamış Söylentiler”den, 1992)

Erik Stinus (1934-2009, Danimarka)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Sonraki Sayfa »