Ebdullah Goran


Güzellik Ve Kadın

Gökte yıldızları gördüm;
Topladım çiçekleri baharın bahçesinde.
Karanlıkta ıslattı yüzümü ağaçlar,
Gördüm alacakaranlığın ufuklara çöktüğünü,
Kırkikindi yağmurlarından sonra gökkuşağı
Bükülmüş güneşe doğru.
Yeni yılın güneşi Mart’ta, Mayıs’ın ve Haziran’ın ayı
Geldiler ve gittiler günler ve gecelerce.
Irmağın akıntısı ve gümüş köpüğü
Binbir ışıktır uzaklıklarında.
Olgun kırmızı ve sarı meyveleri bahçenin;
Kuşların şarkısı ve cıvıltısı yayla ormanlarında.
Muhteşem müzik yükselir sık sık
Bir kavalın gırtlağından ya da bir kemanın tellerinden.
Bütün bunlar mucizedir ve güzelliktir;
Varoluş yolunda kendi ışığını savururlar.
Fakat sevgimin gülüşü olmaksızın
Işıktan yoksundur doğa.
Beni heyecanlandıran O’nun sesini taşımazsa
Sesi yoktur rüzgârın;
Hangi yıldız, hangi yabanıl gül kırmızıdır
O’nun yanakları, meme uçları ve dudakları misali?
Hangi siyahlığın boyası durur O’nun gözleri misali
Kirpikleri misali siyah, kaşları ya da çözünük saçları misali?
Hangi tepe O’nun selvi boyu denli güzeldir?
Gözlerindeki misali ışıltılı köz var mıdır ki?
Aşkın özlemi gibi sihirli midir
Anımsayan ve tutsak bir yüreğin özlemi?

Ebdullah Goran (1904-1962)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Ebdullah Goran, 1904 yılında Halepçe şehrinde dünyaya geldi. Babasının ölümünden sonra, eğitim görmek için Kerkük’e gitti. 1935-37 yılları arasında Halepçe’de öğretmenlik yaptı. İkinci Dünya Savaşı yıllarında (1940-45 arası) Filistin’de Yefa Radyosu’nun Kürtçe Bölümü’nde çalıştı. Faşizme karşı Kürtçe bildiri ve haberler yayınladı. 1951-52 yılları arasında Irak rejimi tarafından hapse atıldı. Hapishaneden çıktıktan sonra, “Jîn” (“Hayat”) dergisinin başyazarlığını üstlendi. 1962 yılında amansız bir hastalığa yakalanarak, ebedi hayata göç etti.

Sirius

Alacakaranlık! Ve siyah
Ve ağır ruhumu
Hüzün törenlerine çağıran
Rüzgârın nefesini dağıtır bellek.
Sessizlikle uzlaşmış dünya
Uçsuz bucaksız bir denizdir.
Ağıt yakarım üstüne mutlak,
Sıcak bir ezgi doğar.
Karanlık saldı örtüsünü,
Sarmaladı yeryüzünün tenini.
Seçilmiyor arzunun imgeleri
Yakıcı gözyaşları arasında.
Umutsuzluğun kara boşluğuna sürüklendi kalbim
Kurtar beni ey yıldız, ey parlak Sirius!
Şafakta kızıl dudaklarıyla gülümseyen Sirius
Kara sevdanın akışına hürmetli olsa gerek.
Çağıltılı bir bakış dokunur karanlık ruha,
İzleyen gece tutuştursun merhametle eğilen başımı.
Dinle Kralların Yıldızı’nı; dinle ak ve parlak Sirius’u!
Doğrul, saçlarınla sil gecenin gözlerinden yaşları.

Ebdullah Goran (1904-1962)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Adsız Bir Güzel

Ey kestane saçlı kız ve ışıltılı bakışlı,
ey kızıl dudaklı ve gül yanaklı!

Durgunsun fısıldayan sesinle,
teninden hiç ayrılmayacak ayvacık tüylerinle…

Uysal ve şirin çiçeklisin sen, ey sevgili,
gelinlikten daha güzeldir bana herhangi bir giysi.

Doğrudur kaçamak baktığım, yolcu olduğum,
fakat şimdi güzelliğinle dağlandı ruhum,

yalnız şimdi değil, sanki haylidir ruhumdasın,
ellerinle yaralarımı sağaltmaktasın.

Ey kestane renkli ışıltı, bulunur mu
daha güzel kızlar, baharın bahçesinde gül kokulu,

bıraksınlar görkemle yeşil tepelerden renklerini,
sonra olsun adları sultan çiçekleri.

Böğürtlen çalısının gölgesinde koparmak istedi
ruhum solmuş bir menekşeyi.

Ruhum için verir gök ışığı
saf ve hoş bir duygu olan sabah yıldızını.

Vurulan tellerden yükselir binbir ezgi,
çok sessizdir bana ulaşan en şirini.

Dipde titreyek ışıldayan inci gibidir orada kayalar
ve çakıltaşları, ayışığı altında berrak bir pınar

daha güzeldir bence sonsuz denizden
hiddetli dalgalarını köpürdeten.

Ey kestane saçlı kız ve ışıltılı bakışlı,
ey kızıl dudaklı ve gül yanaklı!

Bir yolcuyum ben, bir gezginim,
fakat bilir misin nedir işim gücüm, nedir derdim?

Zihnimde bir resim, renkleri ender bulunur,
heyhat ki bu güzelliğin adı yoktur.

Ebdullah Goran (1904-1962)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Bir Yıldızın Hikâyesi

Batı tarafında, gökte, akşamleyin
ışıldar bir yıldız pırıl pırıl ve şirin!

Çevresinde yalnız bir deniz, masmavi,
dünyaya bakar akşam vakti!

Barındırır bir parça ela gözü ışığında
ve gülen kırmızı dudakları titreyen parıltısında!

Çiçek misali güzel bir kadının zülüflerinde
doyamaz hiçbir göz O’nu seyretmeye!

Ben de O’nun sadık bir hayranıyım,
ben de bu akşam güzelliğine bayılırım;

şaşırıp dururum karşısında bir tepede,
sarhoş bakışım dolup taşar gülüşüyle!

Kararıyor hava… diğer yıldızlar düşürmekte
tek tek peçelerini dünyanın yüzüne…

Fakat sessiz ol şimdi, aşağıya kayıyor
ve kasvetle kenara ulaşıyor;

dağın kenarı emiyor O’nu, sanki bir damla,
ah, ne yazık ölecek yıldız batışında!

Bu yıldız ve O’nun acılı hikâyesi,
hangi gönülde hüzün uyandırmaz ki?!

Ebdullah Goran (1904-1962)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy