Kitaplık

Ölü adamın dairesinden alındı. Birkaç gün boş kaldı, boş, ben kitaplarla doldurmadan önce, tümü ciltli ve ağır olan kitaplarla. Böyle yapmakla yeraltını içeri almıştım. Aşağıdan bir şey geldi, devasa bir cıva sütunu gibi yavaşça ve amansızca yükseldi. Kafanı geri çeviremezdin.

Karanlık kitap ciltleri, kapalı yüzler. Friedrichstrasse geçiş bölgesinde duran ve Volkspolizei’nin pasaportlarını incelemesini bekleyen Cezayirliler’e benziyorlar. Kendi pasaportum cam kafeslerin içindeydi çoktan. Ve tam o gün Berlin’deki sis, kitaplığın içinde de bulunuyordu. İçeride eski bir umutsuzluk vardı, Passchendaele ve Versailles Antlaşması tadında, hatta tadı daha da eskiydi. O siyah, ağır kitap ciltleri – geri döneceğim onlara – aslında onlar bir çeşit pasaport gibidir ve yüzyıllar boyunca toplanan onca mühürle öyle şişmanlamışlardır ki. Besbelli ki seyahat ederken valizin asla yeterince ağır değildir, değil mi ki şimdi taşınıyor valiz, değil mi ki insan nihayet…

Bütün eski tarihçiler oradaydı, yukarı çıkıyorlardı orada ve bakıyorlardı ailemizin içine. Hiçbir şey duyulmuyordu ama dudaklar kımıldıyordu sürekli olarak camın arkasında (“Paschendaele”…). Eski bir devlet dairesini hatırlıyor insan (şimdi su katılmamış bir hayalet hikâyesi geliyor), çoktan ölmüş insanların portrelerinin camlar ardında asılı olduğu bir binaydı, ve bir sabah camın iç tarafında buğu vardı. Gece boyunca nefes almaya başlamışlardı.

Kitaplık daha da haşmetliydi. Geçiş bölgesi sınırındaki bakışlar! Alacalı bir zar tabakası, salonun kendisini seyredebileceği karanlık bir ırmak üstündeki o alacalı zar tabakası. Ve kafanı geri çeviremezdin.

[”KARANLIKTA GÖRME”den (1970)]

Tomas Tranströmer (1931-2015, İsveç)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

NOT: Paschendaele, 1914-18 arasında savaş meydanına dönüşmüş, Belçika’da bir bölgedir.