Nizam’a

Görenlerin gördüklerini anlattıklarına
sevinmek kör iken
Kârım budur işte
hissetmek elimde
yenebilir bitkileri toplamaktan irileşmiş eli
daha çok körpe gerçi
belki haddinden de fazla körpe
Ne hazin!
Bazen gittiğinde
– biliyorum nedenini –
ve burada bir taşa oturduğumda ve beklediğimde O’nu
ve parmaklarımla dokunduğumda
etrafımdaki yapraklara
nasıl da farklı kokarlar:
Geri verirler bana bir zaman görmüş olduklarımdan bazılarını. Evet –
Şammar soyundan
şeceresi Peygamber zamanına kadar giden
bir ata binmiştim bir keresinde
ve kızlarla pek ilgili değildim o sıralar

Fakat hâlâ duyarım
önde giden keçinin büyük bronz çıngırağını
önde giden en büyüğünden
sekizincisine dek ve en sondaki küçüğe dek
duyarım develerin çıngıraklarını
Duyarım buradan geçen
insanların adımlarını
Anımsıyorum, ve biliyorum
Bu yüzden kör değilim ben
Sadece gözlerim kamaşmış benim
Görmüştüm
ve hissetmiştim
kızın elini,
elimi nasıl kavradığını,
sıkıysa, o halde bildiğini bilirim,
daha az sıkıysa,
o zaman bilirim kaygılı olduğunu.

[“Efsaneler ve Mirolóyiler”den]

Gunnar Ekelöf (1904-1968, İsveç)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy