OĞUL

 

Ah, oğul, bilir misin, bilir misin,

nereden gelirsin?

 

Beyaz ve aç martılı

bir gölden.

 

Kış suyunun yakınında

yola koyulduk, o ve ben,

alazlanan bir ateş gibi öyle kızıl,

yıprandı dudaklarımız

ruhların öpüşleriyle,

fırlattı her şeyi ateşe,

yandı hayatlarımız.

 

İşte böyle geldin dünyaya.

 

Fakat o – görmek için beni

ve görmek için seni

bir gün aştı denizleri

ve ben – dolamak için

onun küçük belini

dolandım durdum bütün dünyayı,

savaşlarla ve dağlarla,

kumlarla ve dikenlerle.

 

İşte böyle geldin dünyaya.

 

Bir çok yerden geliyorsun sen,

sudan ve topraktan,

ateşten ve kardan,

uzak diyarlardan geliyorsun

ikimize doğru,

bizi zincire vurdu

o korkunç sevda,

bilmek istiyoruz bu yüzden,

nasıl olduğunu, bize ne anlatacağını,

çünkü sana verdiğimiz dünya hakkında

daha çok şey biliyorsun sen.

 

Muazzam bir fırtına gibi

çalkaladık

hayatın ağacını

ta köklerinin

en gizli lifine dek,

ve görünüyorsun şimdi

şakıyarak yapraklarda,

seninle birlikte ulaştığımız

dalın en yükseğinde.

 

[“Kaptanın Dizeleri”nden]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy