EY GÜZEL

 

Ey güzel,

kaynağın serin taşı gibi

açıyor su

köpükten geniş yıldırım ışıltısını,

işte böyle yüzündeki gülüş,

ey güzel.

 

Ey güzel,

narin ellerle ve ince ayaklarla

gümüşten bir tay gibi,

gidiyorsun, ey dünyanın çiçeği,

işte böyle görüyorum seni,

ey güzel.

 

Ey güzel,

örülmüş bakırdan bir yuva

başında, yüreğimin yandığı ve dinlendiği

esmer balın rengini

taşıyan bir yuva,

ey güzel.

 

Ey güzel,

gözlerini barındıramaz yüzün,

gözlerini barındıramaz yeryüzü.

Ülkeler var, ırmaklar var

gözlerinde,

memleketim var gözlerinde

vuruyorum kendimi onlara,

dünyaya ışık veriyorlar,

nereye gidersem gideyim,

ey güzel.

 

Ey güzel,

memelerin iki ekmek gibidir, yapılmış

mısırlı topraktan ve altın bir aydan,

ey güzel.

 

Ey güzel,

belin

yarattı kolumu bir ırmak gibi,

bin yıldır akarken şirin bedenin üzerinden,

ey güzel.

 

Ey güzel,

kalçaların gibisi yoktur,

belki sahibidir toprak

şu ya da bu gizli yerinde

bedeninin kıvrımlarına ve rayihasına,

belki şu ya da bu yerde,

ey güzel.

 

Ey güzel, güzelim,

sesin, derin, tırnakların,

ey güzel, güzelim,

varlığın, ışığın, gölgen,

ey güzel,

hepsi benim, ey güzel,

hepsi benim, kendimin,

giderken sen ya da dinlenirken,

şakırken sen ya da uyurken,

her zaman,

yakındayken sen ya da uzaktayken,

her zaman,

benimsin, güzelim,

her zaman.

 

[“Kaptanın Dizeleri”nden]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy