YÜK GEMİSİNİN HAYALETİ

 

O ev köpükten borunun içinde uzaklık,

törensi dalgalardaki tuz ve bazı belirli kurallara göre,

ve bir koku, eski gemiden bir gürültü,

çürümüş tahtalardan ve paslanmış demirden

ve uluyan ve ağlayan yorgun makinelerden,

çarpıyor pruvaya, çiğniyor geminin böğrünü,

ağır ağır yiyor şikayeti, yutuyor uzaklıkları biteviye,

acı sudan bir gürültü yapıyor acı suda,

ve sürüklüyor ötelere o eski gemiyi eski sularda.

 

Geminin iç ambarı, loş tüneller,

günlerin limanda ara sıra ziyaret ettiği:

çuvallar, kasvetli bir tanrı gibi istiflenmiş çuvallar

gözsüz boz yuvarlak hayvanlar gibi,

şirin boz kulaklarla

ve dikkat çeken karınları şişmiş buğdayla ve kobrayla,

gebe kadınlardaki gibi hassas karınlar

hırpani boz giysi içinde bekler sabırla

avuntusuz bir sinemadan oluşan gölgede.

 

Ansızın işitilir en uçtaki suların

loş bir at gibi hızla geçişi,

suda at toynaklarının bir gürültüsüyle,

hızlı ve suların tekrar yuttuğu.

Ve zamandan başka bir şey kalmaz kamaralarda:

zaman o ıssız feci yemek salonunda,

kımıltısız ve görülür büyük bir kaza gibi.

Meşinin ve yıpranmış maddelerin kokusu,

ve soğan, ve yağ, ve daha fazlası,

ve geminin köşelerinde salınan birinin kokusu,

ismi olmayan başka birinin kokusu

gelir merdivenlerden aşağı bir imbat gibi,

ve seğirtir dehlizler arasından namevcut bedeniyle

ve ölümün koruduğu gözleriyle araştırıyor.

 

Renksiz gözlerle, bakışsız gözlerle, bakıp duruyor yavaşça

etrafına ve gidiyor titreyerek, varolmaksızın ve gölgesiz:

sesler kırışıklık ekliyor ona, şeyler delik deşik ediyor onu,

şeffaflığı parlatıyor kirli iskemleleri.

Kimdir hayalet bedeni olmayan bu hayalet,

gecesel un gibi hafif adımlarıyla

ve sadece şeylerin desteklediği bir sesle?

Dilsiz varlığıyla dopdolu ayağa kalkıyor mobilyalar

küçük gemiler gibi o eski gemide,

yüklenmiş onun mat, kararsız varoluşunda:

giysi dolapları, o yeşil çiyler,

perdelerin ve yerin rengi,

her şey tahammül ediyor ellerinin boşluğuna onun,

ve nefes alışı yıprattı şeyleri.

 

Kayarak gidiyor ve sürçüyor, iniyor şeffafça,

geminin üzerindeki soğuk havadaki sıvazlayan bir hava gibi,

görünmeyen elleriyle yaslanıyor filika küpeştesine

ve bakıp duruyor geminin arkasında kaçan acı denize.

Sadece sular reddediyor onun kudretini,

rengini onun ve unutulmuş hayaletten kokusunu onun,

ve soğuk ve derin giriyorlar dansa

ateşten varlıklar gibi, kan ya da güzel koku gibi,

yeni ve güçlü fışkırıp atılıyor sürekli bir birliktelikte.

 

Tükenmez, alışkanlıksız ya da zamansız,

yeşil yığınlarda, etkin ve soğuk,

vuruyor sular geminin kara karnına ve yıkıyor maddesini,

yarılmış kabuğunu, demirdeki kırışıklıklarını:

yaşayan sular kemiriyor geminin kavkını

ve değiş tokuş ediyor onların köpükten uzun bayraklarını,

ve tuzdan dişleri damlarlarda uçuyor havanın içinden.

 

Hayalet bakıyor denize gözsüz yüzüyle:

günün dolaşımı, geminin öksürüğü, bir kuş

uzayın yuvarlak ve yalnız denkleminde,

ve tekrar iniyor geminin hayatına,

düşüyor ölü zamanın ve ağacın üzerine,

kayıyor o kara mutfaklarda ve kamaralarda,

havayla ve atmosferle ve avuntusuz uzayla durgun.

 

[“Yeryüzünde Konaklama –I- (1925-1931)” kitabından]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy