UNUTUŞ YOK (SONAT)

 

Nerdeydin diye sorarsanız

“olabilir” demeliyim.

Toprağı karartan taşları söylemeliyim,

inatla kendini tüketen ırmağı:

kuşların yitirdiği şeyi biliyorum sadece,

bırakılmış denizi,ya da ağlayan bacımı.

Niçin bunca yöre? Niçin birleşiyor

bir gün başka bir günle? Niçin birikiyor

siyah bir gece ağızda? Niçin ölüler?

Sorarsanız nerdensin diye

söylemeliyim mahvolmuş şeyleri,

aşırı acılanmış aletleri,

genellikle çürümüş davarları,

ve üzünçlü yüreğimi.

 

Anımsayış değil birbirleriyle kesişen,

unutuşta uyuyan o sarışın güvercin değil,

fakat gözyaşlı yüzler,

gırtlaktaki parmaklar,

ve yapraklardan düşen şey:

geçen bir günün karanlığı,

hüzünlü kanımızla beslenmiş bir gün.

 

Burada işte menekşeler ve serçeler,

bize sevimli gelen her şey,

zamanın ve şirinliğin gezdiği

şirin kartpostallarda, uzun kuyruklarıyla.

 

Fakat geçmeyelim bu dişlerin ötesine,

ısırmayalım sessizliğin yığdığı o kabukları,

bilmiyorum çünkü nasıl yanıtlayacağımı:

ne çok ölü var,

ve ölü güneşin çatlattığı ne çok mendirek,

ve gemilere çarpan ne çok kafa,

ve öpüşlere kapanmış ne çok el,

ve unutmak istediğim ne çok şey.

 

[“Yeryüzünde Konaklama –II- (1931-1935)” kitabından]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy