SADECE ÖLÜM

 

Issız mezarlıklar var,

sessiz kemiklerle dolu mezarlar,

yürek bir tünelden geçmek zorunda,

karanlık, karanlık, karanlık,

bir geminin batışı gibi ölüyoruz içimizden,

boğuluyoruz sanki yüreğimizde,

sanki sıyrılarak derimizden düşüyoruz ruhumuza.

 

Ceset var,

yağdan ayaklar, soğuk mezar taşı,

ölüm var kemiklerde,

saf bir ses gibi,

köpeksiz bir havlama gibi,

duyuluyor bazı çanlardan, bazı mezarlardan,

şişerek gözyaşı ya da yağmur gibi ıslaklıkta.

Yalnızken, görüyorum ara sıra

yelkenli tabutları

solgun ölülerle hafif çapaları,

ölü zülüflü kadınları,

melekler gibi beyaz somuncuları,

noterlerle evli düşünceli kızları,

ölülerin dikey ırmaklarına gidiyor tabutlar,

o mor ırmağa,

akıntıya karşı, ölümün sesiyle dolu yelkenlerle,

ölümün sessiz sesiyle dolu.

 

Yankıyla geliyor ölüm

ayaksız bir ayakkabı gibi, elbisesiz bir adam gibi,

geliyor ve vuruyor yersiz ve parmaksız bir yüzükle,

geliyor ve bağırıyor ağızsız, dilsiz, gırtlaksız.

Gene de işitiliyor adımları,

ve giysisi ses veriyor, bir ağaç gibi suskunca.

 

Bilmiyorum, biraz anlıyorum sadece, nerdeyse görmüyorum,

fakat sanıyorum ki şarkısı ıslak menekşe renginde,

toprağa alışkın menekşelerden,

çünkü yeşildir ölümün yüzü,

ve yeşildir ölümün bakışı,

içe işleyen rutubetiyle ve öfkeli kıştan

karanlık renkleriyle bir menekşe yaprağının.

 

Fakat ölüm bir süpürge biçiminde yürüyor dünyada da,

ölüleri bulmak için yalıyor yeryüzünü,

süpürgededir ölüm,

ölüleri arayan ölümün dilidir o,

ipi arayan ölümün iğnesidir o.

Ölüm yatıyor kışla yataklarında:

o yavaş döşeklerde, o siyah battaniyelerde

yaşıyor aylakça uzanarak, ve birden uluyor:

uluyor çarşafları dolduran kasvetli bir ses gibi,

ve yataklar yelken açıyor amiral kılığına girmiş

ölümün durup beklediği limana doğru.

 

[“Yeryüzünde Konaklama –II- (1931-1935)” kitabından]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy