ORMANLARDA DOĞMUŞ

 

Pirinç kendi un tanelerini

geri alırken topraktan, pekiştirirken buğday

kendi küçük kalçalarını ve kaldırırken

yüzünü binlerce elle,

aceleyle seğirtirim erkekle kadının

birbirlerini kucakladığı o yaprak barakaya,

dokunmak için sürmekte olandan

sayısız denize.

 

Sedefin saldırıldığı bir beşikte gibi

gelgitin kendiyle getirdiği

o alet edevatın biraderi değilim ben:

çöpün ölümle savaştığı yerde titremiyorum,

uyanmıyorum karanlığın kavgasında,

ani çanların boğuk sesli dilinden korkmuş,

ben olamam, yolcu değilim ben

rüzgârın en son siperi titrer ayakları altında

ve zamanın katı dalgaları ölmek için döner geri.

 

Elde tutuyorum tohuma yaslanarak uyuyan güvercini,

ve onun kireçten ve kandan yoğun mayasında

yaşıyor Ağustos,

yaşıyor doğrulmuş ay kendi derin kadehinden:

kapıyorum elimle büyüyen kanadın yeni gölgelerini:

kök ve tüy biçimlendirecek sabahın içeriğini.

 

Damlanın muazzam kabarışı ya da gözkapağının açık durma

isteği azalmıyor hiç, ne demir elli balkondan yukarıya

ne de terk edilmiş kışta deniz kenarında, ya da

benim yavaş adımlarımda:

varolmak için doğdum ben çünkü, yaklaşan ne varsa

onlarla çevirmek için adımlarımı, göğsüme çarpan

ne varsa onlarla yeni ve titreyen bir yürek gibi.

 

Elbisemin yanında paralel güvercinler gibi duran hayat

ya da benim kendi oluşumda ve şaşkın sesimde dolan,

tekrar varolmak için, kavramak için yaprağın çıplak

havasını ve toprağın ıslak doğumunu çelenkte:

ne kadar daha

geri döneceğiz ve varolacağız, ne kadar daha

en derinde gömülmüş çiçeğin kokusu, en ince

toza dönmüş dalgalar o yalçın kayalıklarda,

saklayacak anayurtlarını bende

tekrar öfkede ve rayihada yer almak için?

 

Ne kadar daha ormanın yağmurdaki eli

gelecek bana bütün iğneleriyle

dokumak için yaprakların yüksek öpüşlerini?

Bir kez daha işitiyorum

taçyapraklarla dolu ışığın gelişini

dumanda ateş gibi ve topraksı külden filizler,

ve değil mi ki ayırıyorum toprağı

başaktan bir ırmakta erişiyor güneş ağzıma

tekrar mısır tohumu olacak

gömülmüş eski bir gözyaşı gibi.

 

[“Üçüncü Konaklama (1935-1945)” kitabından]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy