MAYIS’TA MUSON

 

Mevsimin rüzgârı, o yeşil rüzgâr,

uzayla ve suyla doldurulmuş, aşinadır kazaya

ve sadaka parası gibi uçucu bir maddeye,

katlar bayrağının hüzünlü meşinini:

böyle, gümüş grisi ve soğuk, korunak aradı bir gün,

bir devin kristal kılıcı gibi kırılgan,

bütün bu güçlerin arasında koruyan ürkünç iç çekişi onun,

düşen gözyaşları, yararsız kumu,

birbirlerine teğet geçen ve gıcırdayan güçlerle çevrilmiş,

kavganın ortasında beyaz dalını, şaşkın kesinliğini

kaldıran çıplak bir adam gibi,

o düşmansı saldırıda düşen titreyen tuz damla.

 

Hangi dinlenişi denemeliyim, hangi yoksul umudu sevmeliyim,

onca zayıf bir alazda, onca uçucu bir ateşte?

Neye doğru kaldırayım o aç baltayı?

Hangi maddeyi terk edeyim, hangi yıldırımdan kaçayım?

Onun ışığı, uzunluktan ve titreyişten yaratılmış tam olarak,

sürükler toprakta hüzünlü bir gelinlik gibi

soluklukla ve ölümlü uykuyla süslenmiş.

Gölgenin dokunduğu ve şaşkınlığın arzuladığı ne varsa

asılır bir sıvı gibi, sallanarak, barıştan yoksun,

uzayların arasında aciz, ölüme mağlup.

 

Ah, ve haylidir beklenen bir gün aldı bu kader,

mektuplar, gemiler ve dükkânlar gibi acele ettiler:

ölmek, kendi göğü olmaksızın, sakin durarak ve ıslak.

Nerede onun rayihalı güneş yelkeni, derin yaprakları,

örtülü hızlı bulutlarının ateşi, yaşayan nefesi?

Kımıltısız, giyinmiş ölen parıltıyla ve kasvetli pulla

görecek yağmurun iki parçasını nasıl yardığını

ve sularla beslenen rüzgârın nasıl da kendilerine saldırdığını.

 

[“Yeryüzünde Konaklama –I- (1925-1931)” kitabından]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy