MADRİD (1937)

 

Bu zamanda anımsarım her şeyi ve herkesi,

bütün liflerimle bu

derin bölgede – ses ve tüy – gibi

yavaşça vurarak bulunur uzağında bu toprağın,

fakat gene de toprakta. Yeni bir kış

başlıyor bugün.

Sevdiğim her şeyi barındıran

bu kentte, ne ekmek var

ne de ışık: bir buz kristali düşüyor

kurumuş sardunyalar üzerine. Geceleri el bombaları

koparıyor siyah düşleri kanlı öküzler gibi:

tahkimatta kimse yok şafakta,

yalnızca paramparça bir kağnı: şimdi yosun,

şimdi zamanın sessizliği, kırlangıçlar yerine, kanayan

ve bomboş, göğe doğru esneyen kapılarıyla yanmış evlerde:

şimdi başlıyor pazarda sergilemeye sefil zümrütlerini

ve portakallarını ve balıklarını,

her gün getirilmiş buraya kanın arasından,

satmak istiyor bacının ve dulun ellerine.

Yasın kenti, altı oyulmuş, kanla

ve parçalanmış camla dolu, gecesiz kent, yalnızca gece

ve sessizlik ve patlamalar ve kahramanlar,

ve şimdi yeni bir kış, daha çıplak ve daha yalnız,

unsuz, adımsız, senin asker ayınla.

Her şeye ve herkese!

Yoksul güneş, yitirdiğimiz

kan, ürperen ve ağlayan

korkunç yürek. Ağır mermiler gibi düştü

gözyaşları karanlık toprağa bir sesle

düşen güvercinler gibi, eziyor bir el ölümü

sürekli, her günden kan ve her geceden

ve her haftadan ve her aydan. Sizler hakkında

konuşmaksızın, uyuyan ve uyumayan kahramanlar,

suyu ve toprağı yüce kararlığınızla titreten

sizler hakkında konuşma yapmaksızın,

duyuyorum bu zamanda bir caddede,

birinin benimle konuştuğunu, kış

geliyor yeniden

kaldığım otellere,

duyduğum her şey kent ve mesafedir,

engereğin köpüğü gibi

ateşle çevrilmiş, uğramış saldırısına

iblissi suyun.

Bir yıldan fazladır tebdili kıyafet gezenler

kımıldadılar şimdi senin insan kıyılarında

ve elektrikli kanının dokunuşuyla öldüler:

Mağriplilerin çuvalları, hainlerin çuvalları

yuvarlandılar taştan ayakların önünde: ne duman

ne de ölüm fethetti senin yanan duvarlarını.

Pekâlâ,

ne var o halde? Evet, imha ediciler var,

yırtıcı hayvanlar var: bakıp dururlar sana, beyaz kent,

bulanık alınlı piskopos, o dışkılık ve feodal genç efendiler,

elinde otuz gümüş para çınlayan general: duvarların etrafında

oluşturuyorlar yağmurlu duacılardan bir kuşağı,

çürümüş elçilerden bir filoyu,

ve askerî köpeklerin hüzünlü bir ipini.

Bir methiye senin için, bulutta bir methiye, ışında,

sağlıkta, kılıçta,

ölümcül yaralanmış taşta kendini seyreden

kanlı ipi kanayan alnının,

ölüp giden sert şirinlik,

şimşekle silâhlanmış ışıklı beşikler,

korunmuş madde, arıların doğduğu

kanlı hava.

Bugün sensin yaşayan, Juan,

bugün sensin gören, Pedro, düşünce üreten, uyuyan, yiyen:

bugün gecede ışıksız, uykusuz ve dinlencesiz nöbette,

yalnızsın çimentoda, derisi yüzülmüş toprakta,

güneyin üzünç dolu iplerinden, ortada, senin etrafında,

göksüz, gizsiz,

savunuyor adamlar halattan bir kolye gibi

alevlerin sardığı kenti: yıldızların mermileriyle

ateşin hiddetiyle berkitilmiş Madrid:

toprak ve gece nöbeti utkunun

yüce sessizliğinde: sarsılmış

ezik bir gül gibi: sonsuz

defneyle sarmalanmış.

 

[“Üçüncü Konaklama (1935-1945)” kitabının “Yürekteki İspanya” bölümünden]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy