KEREVİZİN ZİRVESİ

 

Gürültünün asla dalamayacağı o pak

merkezden, o dokunulmamış balmumundan,

gelir o berrak, doğrusal yıldırım,

sarmallara meraklı güvercinler,

gölge ve balık kokulu

geç sokaklara doğru.

 

Kerevizin damarlarıdır bunlar! Bunlar

kerevizin köpüğü ve kahkahası ve zirvesidir!

Kerevizin işaretleridir bunlar, onun

ateşböceği tadı,

boğulmuş renklerden haritası,

ve yeşil melek başı düşer,

ve zarif zülüfleri kaygı dolu,

ve yaralı sabah pazarları

gelir kerevizin ayaklarına, hıçkırıklar arasında,

ve kapanır kapılar geçerken onlar oradan,

ve o uysal atlar kapaklanırlar diz üstü.

 

Kesilmiş ayakları geçip gider, yeşil gözleri

heba olup gider, her daim batar onlarda

bilmeceler ve damlalar:

yükseldikleri denizin tünelleri,

kerevizin öğüt verdiği merdivenler,

talihsiz boğulmuş gölgeler,

havanın ortasındaki kararlar,

taşın dibindeki öpüşler.

 

Biri ıslak elleriyle vurur gece yarısı

sis içindeki kapıma,

ve işitirim kerevizin sesini, o derin sesi,

tutsak rüzgârdan o kaba sesi,

sularla ve köklerle yaralanmış olarak şikayet eder,

indirir kekre ışıltılarını yatağıma,

ve boğulmuş yüreğimin ağzını ararken

deler bağrımı düzensiz makasları.

 

Ne istiyorsun, kırılgan korseli misafir,

benim cenaze siyahı odalarımda?

Seni çevreleyen o mahvolmuş yarıküre neyin nesidir?

 

Karanlıktan ve ağlayan ışıktan lifler,

uysal sutaşları, buruşmuş enerjiler,

hayatın ırmağı ve gerçek lifler,

sevilen güneşin yeşil dalları,

buradayım ben, gecede, dinlerim gizleri,

uykusuzlukları, yalnızlıkları,

ve dalarsınız içime, sisin ortasında batmış,

sizler bende büyüyene dek, ifşa edene dek bana

o karanlık ışığı ve yeryüzünün gülünü.

 

[“Yeryüzünde Konaklama –II- (1931-1935)” kitabından]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy