GÜNDELİK AĞIT

 

Abartılmış şehvetten ve kül düşlerden

taşırım soluk bir kuşağı, görünür bir sonucu,

yalnız yaşayan metalik bir rüzgârı,

açlıkla giyinmiş ölümlü bir hizmetkârı,

ve ağacın altındaki serinlikte, kendi yıldız gücüyle

çiçekleri aşılayan güneşin özünde,

altın gibi derime dokunurken sevinç,

uzanırsın orada, ey kaplan pençeli mercan hayalet,

cenaze üzüntülerinin nedenisin sen, alazlı birleşmesin,

orada pusuda uzanırsın toprak için, hayatta kalırım

aydan mızraklarının küçük titreyişiyle.

 

Çünkü pencere o boş öğün dalar içine

kanatlarında daha fazla hava olan güzelim bir günün,

estirir hiddet elbiselerini yukarıya, havayla doldurur düş

şapkayı, sürekli alazlanır kızgın bir arı.

Şimdi, hangi beklenmemiş adım gıcırdatır yolları?

Hangi avuntusuz istasyon dumanı, hangi kristal yüz,

ve çim tohumuyla bir eski faytonun hangi sesi?

Ah, tek tek, ağlayan dalga ve dağılıp giden tuz,

ve o göksel aşkın uçup giden zamanı,

aldılar konukların yerini ve beklentideki sesi.

 

Geride bırakılmış mesafelerden, vefasız hakaretlerden,

gölgelerle karışmış terk edilmiş umutlardan,

öldüren şirin el uzatışlardan

ve şeffaf toplardamar günlerden ve çiçekteki heykelden,

şimdi ne kaldı geriye kıt sözcüklerimden, zayıf ürünümden?

Sarı yatağıma ve yıldızla örtünmüş özüme

kim hem yakın değil hem de uzak?

Sıçrayışın gücü, buğdaydan bir ok

sahibiyim ben, ve göğsümde bekler apaçık bir yay,

ve zayıf bir vuruş, sudan ve inattan,

durmaksızın çatlayan,

iliğe kadar delip geçer ayrılışlarımı,

söndürür gücümü ve arttırır acılarımı.

 

[“Yeryüzünde Konaklama –I- (1925-1931)” kitabından]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy