GERİ DÖNÜYOR SONBAHAR

 

Düşüyor çanlardan hüzünle giyimli bir gün

huzursuz bir dulun titreyen peçesi gibi,

bir renk bu, toprağa batmış

kiraz ağacından bir düş,

suyun ve kıyıların rengini değiştirmek için

durmaksızın gelen dumandan bir kuyruk bu.

 

Anlaşılıyor muyum bilmiyorum: gece

yaklaştığında yücelerden, yalnız şair

penceresinde işittiğinde dörtnaldaki adımları ve teperek

ezen korkunun yaprakları hışırdadığında damarlarında,

bir şey vardır gökyüzünde, şişman bir öküzün dili gibi,

gökyüzünün ve havanın belirsizliği gibi.

 

Yerine oturuyor şeyler yeniden,

olmazsa olmaz avukat, eller, zeytinyağı,

şişeler,

hayatın bütün izleri: yataklar, her şeyden önce,

kanlı bir sıvıyla dolu,

sırlarını kirli kulaklara teslim ediyor insanlar,

merdivenden iniyor katiller,

fakat bu değil, o eski dörtnaldır bu,

titreyen ve dayanan atıdır o eski sonbaharın.

 

O eski sonbaharın atı kızıl sakallıdır

ve korkunun köpüğü örter yanaklarını

ve onu izleyen hava bir deniz biçimindedir

ve kokar gömülmüş uçucu çürümeyle.

 

Güvercinlerin yeryüzü üzerinde paylaştırması gereken

kül grisi bir renk düşer her gün gökten

gözyaşları ve unutuş gibi örülmüş halatlar,

uzun yıllar çanlarda uyumuş gibi zaman,

her şey,

eski paçavra giysiler, karın geldiğini gören kadınlar,

ölmeden önce kimsenin göremeyeceği o siyah gelincikler,

her şey düşüyor yağmurun ortasında

kaldırdığım ellere.

 

[“Yeryüzünde Konaklama –II- (1931-1935)” kitabından]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy