ETKİSİZLİK

 

Yitirilmiş kâğıtlarla dolu güvercin,

göğsü lekelenmiş silgilerle ve haftalarla,

cesetten daha beyaz kurutma kağıdıyla

ve kendi kasvetli renginden korkan mürekkeple.

 

Gel benimle idarelerin gölgesine,

şeflerin mat, ince, solgun rengine,

takvimler gibi derin koridorlara,

o bin sayfalık üzünçlü tekere.

 

Haydi şimdi araştıralım unvanları ve şartları,

özel kâğıtları, uykusuz geceleri,

tiksinç sonbahar dişleriyle istemleri,

o üzünçlü kararların hiddetinin kül grisi kaderlerini.

 

Yaralı kemikler hakkında bir anlatıdır,

acı durumlar ve sonsuz takım elbiseler

ve ansızın ciddiye alınan çoraplar.

Derin gecedir, yıldırımın parçaladığı

bir şişeden dökülür gibi

günün birden düştüğü damarsız kafa.

 

Ayaklar var ve saatler ve parmaklar

ve ölen sabundan bir lokomotif

ve ıslak metalden ekşi bir gök

ve gülümseyişlerden sarı bir ırmak.

 

Her şey ulaşır çiçek gibi parmak uçlarına

ve şimşek gibi tırnaklar, solmuş koltuklar,

her şey ulaşır ölümün mürekkebine

ve mühürlerin menekşe ağzına.

 

Haydi ağlayalım toprağın ve ateşin ölümüne,

kılıçlara, üzümlere,

köklerden haşin krallıklarıyla cinsiyetlere,

gemiler arasında yüzüyor sarhoşluğun gemisi,

ve geceleri dizlerinde dans eden güzel koku

ve sürüklüyor delik deşik güllerden bir gezegende.

 

Haydi şimdi köpek giysilerinde ve alınlarda lekelerle

batalım kâğıtların derinliğinde,

zincirli sözcüklerin hiddetinde,

inatçı ölü bildirimlerde

ve sarı yapraklarla sarmalanmış sistemlerde.

 

Gel benimle ofislere, o şüpheli kokusu

bakanların ve mezarların ve damgaların.

Gel benimle ölen o beyaz güne

öldürülen bir gelin gibi çığlık çığlığa.

 

[“Yeryüzünde Konaklama –II- (1931-1935)” kitabından]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy