DÜŞLERİN ATI

 

Anlamsız, baktığımda kendime aynalarda,

haftalara, hayat hikâyelerine, kâğıtlara bir zaafla birlikte,

söküp atarım yüreğimden cehennem bir kaptanı,

ve bulurum en hüzünlü şartları.

 

Bir yerden bir yere seğirtirim, soğururum yanılsamaları,

konuşurum terzilerle onların kuş yuvalarında:

genellikle soğuk ölümcül seslerle şakırlar

ve avlarlar lanetlemeleri kaçışta.

 

Yayılmış bir ülke var gökyüzünde

gökkuşağının batıl inanışlı battaniyesiyle

ve akşamsı bitkileriyle:

giderim oraya, birazcık zahmet dahi çekmeden –

çiğnerim neredeyse taze mezarlardan toprağı

ve düşlerim yeşil bitkilerden bu yabansılığın ortasında.

 

Geçerim kullanılmış belgelerin ve kaynakların arasından

özgün ve cesaretsiz bir varlık kılığıyla:

severim saygınlığın dökülmüş balını,

sayfaları arasında solgun

eski menekşelerin uyuduğu o nefis ilmihal,

ve yardımlarında dokunaklı saplı süpürgeler:

kuşkusuz sahibidir onlar üzüncün ve katiyetin.

Mahvederim ıslık çalan gülü ve albenili kaygıyı,

bükerim sevgili aşırılıkları birbirinden, evet,

beklerim o sonsuz tekdüze zamanı:

ruhumdaki bir tat sıkar canımı.

 

Amma da gün bu gelen! Hangi sütten o yoğun ışık,

kesif ve sayısal, şımartır beni!

Çıplak, ayakkabısız ve parlak

işittim günün kızıl atlarının kişnemesini.

Kiliselere doğru sürerim atı,

askersiz kışlalardan geçerim hızla,

ve pasaklı bir ordu izler beni.

Onun okaliptüs gözleri çalar gölgeleri,

onun çan bedeni gider dörtnala ve vurur.

 

Daimi ışıltısıyla bir şimşeğe ihtiyacım var,

ancak neşeli bir akraba mirasçım olabilir.

 

[“Yeryüzünde Konaklama –I- (1925-1931)” kitabından]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy