DENİZE DÜŞEN SAAT

 

Ne de kasvetli bir ışık var havada

ve ansızın sarılaşan ne çok boyut,

çünkü düşmüyor rüzgâr

ve soluk almıyor yapraklar.

 

Denizde tutuklu kalmış bir pazardır,

batmış bir gemi gibi bir gün,

pulun saldırdığı bir damla zaman

zalimce kuşanmış o saydam nemde.

 

Kapalı gözlerimizle ağlarken, koklamak istediğimiz

bir giyside ciddice yığılmış aylar vardır,

ve yeşille dinlenen suyun

basit kör bir işaretinde yıllar vardır, ne parmakların

ne de ışığın tutuklu kılabildiği çağlar vardır,

parçalanmış bir yelpazeden daha pahalı,

mezardan çıkarılmış bir ayaktan daha da sessiz,

balıkların geçip gittiği hüzünlü bir mezarda

o çözünmüş günlerin düğün zamanı vardır.

 

Düşüyor sonsuzca zamanın yaprakları

gökyüzüne benzeyen uçucu şemsiyeler gibi,

etrafımda büyüyor neredeyse

kimsenin görmediği bir çan gibi,

su altında kalmış bir gül, bir denizanası, uzun

ve çatlamış bir yürek atışı:

fakat bu değil, ancak hissediyor ve yıpranıyor,

sessiz ve kuşsuz şaşkın bir iz,

rayihadan ve zürriyetten bir soluk.

 

Tarlada yosuna yayılmış ve elektrikli biçimiyle

bir kalçaya çarpan saat,

koşuyor gevşekçe ve yaralanmış o dalgalanıp duran

korkunç suyun altında, içsel bir dalgayla titreyen.

 

[“Yeryüzünde Konaklama –II- (1931-1935)” kitabından]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy