CİNSEL SU

 

Ağır yalnız damlalarda,

dişler gibi damlalarda,

reçelden ve kandan dolgun damlalarda,

damlalardaki bir kılıç gibi,

hiddetli bir cam ırmak gibi,

suya düşen

ağır damlalarda,

düşüyor aşındıran şey,

çarpıyor o simetrik mihvere, yapışıyor ruhun çivilerine,

eziyor terk edilmiş şeyleri ve kanla suluyor karanlığı.

 

Sadece bir soluktur, gözyaşından daha da nemli,

bir sıvı gibi, bir ter, adsız bir yağ gibi,

oluşan ve sıkışan

keskin bir devinim,

düşüyor suya

yavaş ağır damlalarda

denizine doğru, kuru okyanusuna doğru,

susuz dalgasına doğru.

 

Görüyorum o muazzam yazı, ve bir çıtırtı

tahıl ambarından, görüyorum şarap mahzenlerini,

ağustosböceklerini, köyleri, cazibeleri,

odaları, elleri yüreklerinde uyuyan

ve düşlerinde haydutları ve yangınları gören

kızları,

görüyorum gemileri,

ilikten ağaçları

hiddetli kediler gibi dik bakışlı,

kanı görüyorum, hançerleri ve kadın çoraplarını

ve erkek saçlarını, görüyorum yatakları,

bir bakirenin çığlık attığı koridorları,

yün battaniyeleri ve organları ve otelleri.

 

Görüyorum suskun düşleri,

dayanıyorum o son günlere,

ve vesilelere, hatıralara,

acımasızca koparılmış bir göz kapağı gibi,

bakıp duruyorum.

 

Ve sonrasında şu ses:

kemiklerin kızıl bir gürültüsü,

etin birbirine yapışması,

ve birbirinde eriyen başaklar gibi sarı baldırlar.

Kulak veriyorum çırpıntılı öpüşlere, kulak veriyorum,

alçıyla hıçkırık sesleri arasında titremiş.

 

Bakıp duruyorum, kulak veriyorum,

denizde yarım ruhla, yarım yeryüzünde,

ve her iki ruhun yarı parçasıyla bakıyorum dünyaya.

 

Ve gözlerimi kapattığım ve kalbimi

büsbütün örttüğüm halde, görüyorum derin sesli

bir suyun düştüğünü ağır damlalarca.

Jelatinden bir tayfun gibi, spermalardan

ve denizanalarından bir çağlayan gibi.

Görüyorum bulanık gökkuşağının yükseldiğini.

Görüyorum sularının kemikler arasından sızdığını.

 

[“Yeryüzünde Konaklama –II- (1931-1935)” kitabından]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy