ANNELİK

 

Nasıl da yuvarlanırsın anneliğin içine ve onaylarsın

sıklıkla ölümcül olan gramlı karanlık asidini?

Güllerin geleceği geldi! Ağın

ve yıldırımın zamanı! Şiddetli beslenmiş

yaprakların uysal duaları!

Ilımlı olmayan bir ırmak

çağlayıp odaların ve kıvrımların arasından

uyandırır tutkuları ve acıları

ağır sıvısıyla ve gözyaşlarından taşkınıyla.

 

Bazı kemikleri, bazı elleri,

bazı denizci giysilerini şenelten

beklenmeyen bir mevsim hakkında konuşurum.

 

Ve onun ışıltısı değiştirir gülleri

ve onlara ekmek verir ve taş ve çiy,

ey karanlık anne, gel,

sol elinde bir maskeyle

ve kolların hıçkırıklarla dolu.

 

İsterim ki kimsenin ölmediği bu dehlizlerden

geçesin, balıksız bir denizin arasından,

pulsuz, gemi batışlarının olmadığı,

adımsız bir otelin arasından,

dumansız bir tünelin arasından.

 

Senin için kimsenin doğmadığı bu dünya belirlenmiş,

orada ne ölü çelenkler bulunur

ne de dölyatağı çiçekleri,

senindir bu gezegen, deriyle ve taşla dolu.

Orada bütün hayatlar için gölge var.

Sütten ve kandan binaların dolaşımı var

ve yeşil havadan kuleler.

Duvarlarda sessizlik var

ve rüzgârdan toynaklarıyla büyük solgun inekler.

Rüzgâr var orada, böylece durabilir

diş çenede, ve dudak dudak üzerinde,

böylece konuşabilir ağzın ölmeksizin,

ve kanın boş yere dökülmeyecek.

 

Ey karanlık anne, yaralarsın beni

yürekteki on bıçakla,

bu tarafa doğru, o aydınlık zamana doğru,

o külsüz ilkbahara doğru.

 

Bağır yüreğimde, ezene dek

onun siyah kerestesini, kandan

ve taşkın saçtan bir harita

lekeleyene dek delikleri ve gölgeyi,

vur ona, ağlayana dek camları,

eriyene dek iğneleri.

 

Parmakları var kanın,

ve kazıyor tünelleri toprağın altında.

 

[“Yeryüzünde Konaklama –II- (1931-1935)” kitabından]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy