AİLELERDEKİ MELANKOLİ

 

İçindeki bir kulak ve bir resimle

saklıyorum mavi bir şişeyi:

gece mecbur ettiğinde baykuşun tüyünü,

kısık sesli kiraz ağacı yolduğunda kendi dudaklarını

ve deniz esintisi çoklukla

delik deşik ettiği kabuklarla tehdit ettiğinde,

bilirim bulunur batmış büyük yayılmalar,

külçelerce kuvars,

balçık,

mavi sular bir vuruşa,

onca sessizlikten, yenilgiden ve kâfur ağacından,

kaybolmuş eşyalardan, madalyalardan,

okşayışlardan, paraşütlerden, öpüşlerden

çok sayıda damarlar.

 

Tek bir günün adımları var yalnızca öbürüne doğru,

yalnız bir şişe denizlerde yolcu,

ve güllerin vardığı bir yemek odası,

bir yemek odası, terk edilmiş

bir diken gibi: konuşuyorum

ezilmiş bir kadeh hakkında, bir perde hakkında,

taşları sökerek akan bir ırmağın çağladığı

ıssız bir odada bulunan derinlik hakkında, bu bir evdir

yağmurun temelleri üzerinde duran,

olmazsa olmaz pencereleriyle ve kayıtsız şartsız sadık

yaban şarabıyla iki katlı bir ev.

 

Gidiyorum akşamlar boyunca, ve dönüyorum eve

kirle ve ölümle dopdolu,

getirerek beraberimde toprağı ve köklerini

ve cesedin buğdayla, metallerle, devrilmiş fillerle

birlikte uyuduğu toprağın sınırsız karnını.

 

Fakat her şeyden önce korku dolu,

korku dolu ve ıssız bir yemek odası var

kırılmış yağdanlıklarıyla

ve akıyor sirke masaların altından,

ve durdurulmuş bir ay ışığı,

karanlık bir şey, ve arıyorum

bir karşılaştırmayı kendimde:

belki denizle çevrilmiş bir dükkândır bu

ve hırpanî paçavralar damlıyor tuzlu sudan.

Yalnızca ıssız bir yemek odası var

ve etrafında sonsuz genişlikler,

suyun altına konulan fabrikalar,

sadece benim bildiğim enlemler,

çünkü hüzünlüyüm ben ve yolculuktayım

ve tanıyorum toprağı ve hüzünlüyüm.

 

[“Yeryüzünde Konaklama –II- (1931-1935)” kitabından]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy