Tupac Amaru (1781)

Concorcanqui Tupac Amaru,
Bilge efendi, adil baba,
Gördün avutulmaz ilkbaharın
Tungasuca’ya yükseldiğini
And Dağları’nın basamakları boyunca,
ve ilkbaharla birlikte tuzu ve felaketi,
adaletsizliği ve zulmü.
İnkaların Reisi, Reis Baba,
gözlerine gizlendi her şey.
Bir sandıkta aşktan
ve kederden sertleşmiş gibi.
Yerli halk gösterdi ısırık yaralarının
damarlarda parıldadığı
sırtlarını
eski cezalardan arta kalan,
ve öyle çoktu ki sırtlar,
bütün bir yayla tiril tirildi
ağlayışın çağlayanlarıyla.

Bir hıçkırık duyuldu, ve bir başkası daha,
ta ki silahlandırılana dek
toprak grisi halk yığınının çalışma günü
topladı gözyaşları çanağında
ve pekiştirdi patikaları.
Dağların koruyucu efesi yaklaştı,
barut döşedi yollara,
ve şaşkın şaşkın halkın yanına
geldi kavganın ağası.
Fırlattılar kepeneklerini toprağa,
eski bıçaklar birleşti,
ve çağırdı trompetlerin sesi
dağılmış hısım akrabayı.

Kana susamış taşa karşı,
uğursuz miskinliğe karşı,
zincirlerin metaline karşı.
Ne ki böldüler senin halkını
ve kırdırdılar
kardeşi kardeşe,
senin kalenin duvarları ufalandı toz gibi.
Bağladılar yorgun düşmüş ellerini ve ayaklarını
dört azgın ata
ve dörde böldüler şafağın
amansız ışığını.

Tupac Amaru, yenik güneş,
senin parçalanmış şanından
bir deniz güneşi gibi
yükseliyor yitik bir ışık.
Balçıklı toprağın alçak köyleri,
adanılmış hasır iskemleler,
tuzun rutubetli evleri
“Tupac” diye fısıldar usulca,
ve Tupac bir mısır tohumudur
derler usulca: “Tupac”,
ve bekler Tupac saban izinde,
usulca fısıldarlar: “Tupac”,
ve filizlenir Tupac topraktan.

[“Evrensel Şarkı”nın dördüncü bölümü “Kurtarıcılar”dan]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy