Tırman, birader, ayağa kalk benimle, hayata.

Uzat elini bana
her yerini kaplayan acıların derininden.
Geri dönecek değilsin uçuruma.
Geri dönecek değilsin yeraltı çağından.
Törpülenmiş sesin dönmeyecek geri.
Delik deşik olmuş gözlerin dönmeyecek geri.

Yeryüzünün derininden bak bana,
köylü, dokumacı, suskun çoban:
Kutsal lamaların seyisi:
Serkeş yapı iskelesinin duvarcısı:
And Dağı gözyaşlarının su taşıyıcısı:
Ezik parmaklı saraç:
Kendi buğdayında titreyen çiftçi:
Kaval çamuruna karışan çömlek yapımcısı:
Bu hayatın yeni kabına doldurun
batmış eski acılarınızı.
Kanınızı ve alınlarınızdaki kırışıklıkları gösterin bana,
ve söyleyin bana: İşte burada cezalandırıldım,
çünkü parlamadı elmas ya da zamanında vermedi
toprak taşı ve buğdayı:
Ve işaretleyin benim için başınızı çarptığınız
taşı,
gösterin sizleri çarmıha gerdikleri ağacı,
çakın eski çakmaktaşlarını
yakın eski lambaları, yakın yüzyıllardır
yaralara yapışan kırbaçları
ve parıltılarını kanlı baltaların.

Sizin ağzınızdan konuşmaya geliyorum.

Ey topraktaki bütün suskun ve
patlamış dudaklar, birleşin ve anlatın bana
ta derinden, bütün bu uzun gece boyunca,
sanki sizlerden biriymişim gibi.

Ama anlatın her şeyi, bütün zincirleri,
bütün bağıntıları ve bütün adımları,
bileyin sakladığınız bıçakları
ve yerleştirin göğsüme,
sarı bir şimşek ırmağına benzeyen elime,
gömülmüş kaplanların dalgasına benzeyen elime.
Ve bırakın ağlayayım sonra, saatlerce, yıllarca,
kör çağlarca, yıldız yüzyıllarınca.

Sessizliği, suyu, umudu ver bana.

Kayayı, demiri ve volkanları ver bana.

Yapıştırın bedenleri bana, bir mıknatısmışım gibi.

Damarlarımdan ve ağzımdan gir

Ve konuş sözlerimle kanımın arasından.

 

[“Evrensel Şarkı”nın ikinci bölümü “Macchu Picchu’nun Dorukları”ndan]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy