Rosas (1829-1849)

 

Toprağın arasından görmek çok zor

(berrak tacını kaldıran ve çiyin yüksek toplamını

aydınlatan zamanın arasından değil),

fakat toprak unla ve haklı kızgınlıkla göğermiş,

ölülerle ve metallerle perçinleşmiş ambar,

beni geri çeviren birbirine dolanmış yalnızlık

bırakmıyor ki bakayım dibe.

 

Fakat konuşacağım onlarla, benimkilerle, bir gün

kaçmışlardı bayrağıma, temizlik

kristal berrağı bir yıldız gibiyken giysilerinde.

 

Sarmiento, Alberdi, Oro, del Carril:

Sonraları kirletilmiş temiz anayurdum benim,

saklamıştı sizlere

metalik narin bedeninin ışığını,

ve ziraatın yoksul tuğlaları arasında

sürgündeki düşünceler

dokundu birlikte sert madencilikle

ve asmaların tatlı dikenleriyle.

 

Şili bölüştürdü onları kalesinde,

verdi tuzu yuvarlanan denizinden

ve serpiştirdi kovulmuş tohumu.

Bu sırada ovada dörtnal at sürüş.

Göksel saçların iplikleri üzerinde

kırıldı yüzük,

ve terden sırılsıklam hiddetli hayvanların

nallarını ısırdı pampa.

 

Hançerler, oligarkların kahkaha merhemleri

işkence üzerine. Taçlanmış ay

unutulmaz gölgesiyle bir ibiğin

ırmaktan ırmağa beyazlığı üstünde.

 

Kızıl üzüm bağlarından bir tren oldun sen,

bir maske oldun, mühürlenmiş bir titreyiş,

ve rüzgârda değiştirdiler seni

trajik bir balmumu eliyle.

Senden çıktı gece, dehlizler,

kararmış kaldırım taşları, sesin ölüp gittiği

merdivenler, karnavalın dört yol ağzı

ölüm ve ahmaklarla kesişen,

ve göz kapaklarından bir sessizlik

gecenin bütün gözlerinin üstüne inen.

 

Köpüklenen buğdayın nerelere gitti?

Meyve taşıyan letafetin, geniş kucaklayan ağzın,

şarkı söylemek için ne varsa kıpırdayan

senin tellerinle, muhteşem davullarında

senin gürültülü derinle, sonsuz yıldızla,

suskunlaşan altında bu bastırılmış

kubbenin vicdansız yalnızlığında.

 

Gezegen, enlemler, güç dolu berraklık,

kıyıların boyunca, ortak kardan kuşakların boyunca

toplanır gecesel sessizlik sürerek

sersemleten bir denizde,

ve dalga dalga anlattı çıplak suyu,

o boz rüzgâr çözdü titreyen tuzunu

ve gece yaraladı bizleri bozkır gözyaşlarıyla.

Fakat halk ve buğday karıştı birbirine: O zaman

düzleştirildi yeryüzünün başı, ışıkların

gömülmüş iplikleri tarandı, ölüm savaşı

araştırdı özgür kapılarını, harap olmuş rüzgârdan

ve yolların toz bulutlarından,

batmış değerler, okullar,

kavrayış ve çehre yükseldi tozdan tek tek

yıldız berrağı birlikler, ışıklı sütunlar,

el değmemiş bölgeler olana dek.

 

[“Evrensel Şarkı”nın beşinci bölümü “Aldatılmış Kum”dan]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy