Recabarren (1921)

Adı Recabarren’di O’nun.

Mazlum, şişman ve iri yarı,
düz alınlı ve berrak bakışlı,
muhteşem organ yapısı sakladı
sayısız kum gibi
O’nun gücünün katmanlarını.
Sizler Amerikan bozkırında
(kollara ayrılmış ırmaklar, göz kamaştıran kar,
demir yüklü çatlaklar) bakın
Şili’nin parçalanmış
biyolojisine bir dal gibi
sürgün vermiş, bir kol gibi
parçalarının nereye dağılıp gittiğini
fırtına deviniminin bildiği.

Metallerin ve güherçilenin
kassız alanlarında,
yeni çıkarılmış bakırın
atletik debdebesinde
yaşar dünyanın sefil kiracıları,
bir kargaşada paketlenmiş iç içe,
hızla yırtılan bir anlaşmayla,
gözler önündeki paçavra giyimli çocuklarla,
dağılmış tuz yüzeylerinin
çorak topraklarınca.

Şililidir O, yani dayanır sadece
işsizliğe ve ölüme.

Dayanıklıdır, dayanıklıdır Şilili,
üstesinden gelir emeği
ya da gelir tuzun giysisiyle kuşanmış olarak.

Derken geldi kanatlı makaleleriyle
bu halkın lideri.
Seçti bırakılmış olanı, onuru kırılmış olanı,
kabul etti kanlı adaletsizlikleri
yamalı battaniyesini
aç çocukların üzerine örten,
ve dedi ki O’na:
“Birleştir sesini başka bir sesle.
Birleştir elini başka bir elle!“
Yola koyuldu güherçilenin
mutsuz yörelerine doğru, doldurdu bozkırı
babacan değeriyle,
ve O’nun görünmez gizlenme yerlerinde
aradılar O’nu bütün maden işçileri.
Dayak yemiş her bir “kabadayı” geldi,
her bir şikayet:
Hayaletler gibi girdiler içeri
donuk, acılı seslerle
ve geri gittiler ellerinden O’nun
yeni bir değerle.
Bütün bozkır boyunca biliniyordu bu.
Ve dolaştı bütün memleketi,
halkın temelini attı, ayağa kaldırdı
parçalanmış yürekleri.
Yeniden yayınladı gazeteleri
ulaştı aşağılara kömürün
galerilerine, yükseldi bakıra,
ve halk ilk kez
baskı altındaki seslere
yer veren satırları öptü.

Çorak toprakları örgütledi O.
Kitap ve şarkı getirdi O
dehşetin duvarlarına,
şikayeti şikayete ekledi,
ve sesi olmayan, ağzı olmayan köle,
o sonsuz ıstırabın
bir adı oldu, Halk koydular adını,
Proletarya, Sendika,
itibarı ve saygınlığı oldu böylece.
Ve kavgada biçimlenen
dönüşen bu insanlar,
yürekli bu örgüt,
amansız bu deneme,
değişmez bu metal,
acıların bu birliği,
insanın bu kalesi,
yarına giden bu yol,
bitimsiz bu sıradağlar,
tohum yüklü bu ilkbahar,
böylesi ıstıraplardan doğmuş
bu silahı yoksulların,
memleketin en derininden doğmuş,
en katıdan, en çok baskıya uğramıştan doğmuş,
en yüksek ve sonsuzdan doğmuş
Parti adını aldı. Komünist Partisi. Buydu adı.
Büyüdü kavga. Akbabalar gibi
çöktü üzerimize altın sahibi efendiler.
İftira silahıydı onların.
“Bu Komünist Partisi
Peru’dan para alıyor,
Bolivya’dan, yabancılardan.”
Atıldılar matbaaların üzerine
savaştı onlara karşı damla damla
akan terle kavgada,
ve saldırdı onlara, ezdi geçti onları,
yaktı onları ve dağıttı
halkın matbaasını her bir yana rüzgârda.
Takibe aldılar Recabarren’i.
Yasakladılar yolculuk etmesini.
Ne ki topladı tohumlarını O
o ıssız yeraltı dehlizlerinde
ve rıhtım savunma oldu.

Kuzey Amerikalı
ve İngiliz işverenleri,
avukatlarına, senatörlerine,
vekillerine ve devlet başkanlarına
izin verdiğinde kanın kumda akması için,
çevirdiler obamızı,
zincire vurdular ve öldürdüler
Şili’nin derin gücünü,
kudretli sarı bozkırın
patikaları boyunca bıraktılar
mezar haçlarını kurşuna dizilmiş işçilerin ardından,
cesetlerden bir dağ
kumun oluklarında.

Bir gün İquique’de, sahilde,
çağırdılar okul ve ekmek
isteyen insanları.
Karar verdiler ölümlerine
bir alanda çevriliyken etrafları
o şaşırmış insanların.

Ateş ettiler
vızıldayan makineli tüfeklerle,
planlanarak dizilmiş tüfeklerle
ateş ettiler
uyuyan işçilerin susmuş topluluğuna.
Aktı kan bir ırmak gibi
İquique’nin solgun kumunda,
ve hâlâ oradadır daha, dökülmüş kan,
ve yanar durur hâlâ onca yıla rağmen
değişmeyen bir taçyaprağı gibi.

Ne ki yaşadı direniş.
Işık düzenlendi Recabarren’in
elleriyle, kırmızı bayraklar
yürüdü madenlerden köylere,
kentlere geldi ve saban oluklarına,
yuvarlandı gitti trenlerin tekerlekleriyle,
yetkinleştirdi kendini betonun temelinde,
zapt etti caddeleri, bulvarları, köy evlerini,
fabrikalar güçlükle soluk alıyor kendi tozlarının altında,
yaralar ilkbaharla geçti gitti:
Her şey türkü söyledi ve savaştı utku için
şafağı atmakta olan zamanın birliğinde.

Bu denli çok şey oldu işte.
Bu denli kan kana karşı,
bu denli kavga dünyada.
Güzelim fethin saatleri,
damla damla kazanılan utkular,
acı dolu caddeler, bozgun,
tüneller kadar kasvetli bölgeler,
fitnelikleriyle hayatı
handiyse öldürecek hainlikler,
nefretle silahlanmış, baskılar,
askerî olarak sona erdi.

Dünya batacak nerdeyse.

Ama devam ediyor kavga.

[“Evrensel Şarkı”nın dördüncü bölümü “Kurtarıcılar”dan]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy