Mızrağın Ucundaki Kelle

Balbao ölüm ve yaban toynak getirdin sen
tatlı yurdun uzak köşelerine,
ve ruhun avcı köpeklerinin
arasındaydı:
Kanlı çeneleriyle yakaladı Leoncico
kaçan köleyi,
İspanyol azı dişlerini bağışladı
titreyen gırtlakta
ve köpeğin pençelerinden
geldi et işkenceye,
ve düştü takıların para kesesine.

Lânet olsun köpeğe ve insana,
hiç değişmemiş yaban ormanda
iğrenç ulumaya, demirin
ve haydudun hain adımlarına.
Saldırıya uğramış beşiği bir kirpi gibi
ileriye atılıp koruyamayan
akdiken çalısına,
sivri uçlu tepesine lanet olsun.

Ama yükseldi karanlıkta
kıskançlığın zalim dalı
hançerlerin ayrıcalığı
kana susamış ordu komutanlarının arasında,
ve vardığında evine buldun
yolun karşısında Pedraria’nın
adını bir halat gibi.

Yerlileri öldürenler yargıladılar seni
köpek ulumaları altında.
Şimdi ölüyorken, kavrayabiliyor musun
bu temiz sessizliği, paramparça edilmiş
kudurgan tazılardan?
Şimdi ölüyorken ellerinde barbar
devlet sahiplerinin,
farkında mısın ki bu güzelim altın koku
mahvetti devleti?

Balbao’nun kellesini kopardıklarında,
geçirdiler bir mızrağın ucuna.
Ölü gözlerinin şimşeği
dağıldı gitti
ve kaydı mızraktan aşağı
kirli bir damla olarak
ve kayboldu toprakta.

[“Evrensel Şarkı”nın üçüncü bölümü “Kaşifler”den]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy