Martí (1890)

Küba, köpüklenen çiçek, gürleyen
kızılın zambağı, yasemin çalısı,
çiçeklerin örgüleri altında bulmak zor
senin karanlığını, işkence edilmiş kömürünü,
ölümün bıraktığı o eski buruşukluğu,
köpükle örtülmüş yara izini.

Ama için filizlenen kar’ın

ışık saçan geometrisi gibi,

ki orada son ağaç kabuklarının çatladığı yerde
dinlenir Martí’nin bedeni eşsiz bir badem misali.
Havanın yuvarlanan derinliğinde,
memleketin mavi merkezinde dinlenir O,
ve bir su damlası gibi parıldar
uyuyan tohumunun arılığı.

O’nu örten gece kristalden yapılmış.

Ağlayış ve acı, zalim damlalar
sızıp gider bir kerede topraktan
sonsuz, uyuyan berraklığın mekânına.
Ara sıra batırır halk köklerini
gecenin içine dokununcaya dek
O’nun gizlenmiş harmanisinin durgun suyuna.
Ara sıra yeni biçilmiş tarlaları çiğneyen
öfkeli öç isteği gelir,
ve bir ölü düşer halkın çanağına.

Ara sıra vızıldar gömülmüş kırbaç yeniden
yüksek kubbenin havası içinden,
ve bir taçyaprağı gibi düşer kan
toprağa ve batar sessizliğe.

Hepsi ulaşır o sessiz parıltıya.
En küçük titreyiş vurur
gizlenmişin kristal kapısında.

Her bir gözyaşı ulaşır O’nun akıntısına.

Her bir ateş O’nun yapısının titremesine yol açar.

Ve işte böylece, dinlenen kaledeki,
zuladaki varsıl tohum
yükselir adanın savaşçılarına.

Çok özel bir kaynaktan gelir onlar.

Kristal berrağı durumdan doğarlar.

[“Evrensel Şarkı”nın dördüncü bölümü “Kurtarıcılar”dan]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy