Lincoln Üstündeki Rüzgâr

Esiyor rüzgâr Güney’den
Lincoln’un mezarının üstünde ve sürüklüyor
sesleri ve kenti ve ağaç elyaflarını beraberinde
hiçbir şey olmuyor O’nun mezarında, harfler kımıldamıyor
mermer düzleşiyor yüzyılların geç gebeliğiyle
yaşlı efendi yaşamıyor artık
elyaflar karışıp kaynaşmış birbirine
zaman ve insan tozlarıyla
amma da kusursuz hayat diyor rahat edememiş
Virginialı bir hanım, bir okul şarkı söylüyor,
her daim bir okul var şarkı söyleyen
ve başka şeyler düşünen
ama Güney rüzgârı toprak kokusu
ve yollar bekleyip duruyorlar mezarın yanında
berraklığı çağdaş bir gazete gibi
aptalsı kin ve şikâyetler o zamanki gibi
yayılmış utkulu düş dinleniyordu
altında kirli ayakların türkü söyleyerek
geçti gitti ve sürükledi onca yorgunluğu onca kanı
burada olduğu gibi yarına döner nefret geriye mermere
beyaz Güney’in nefreti uyuyan ihtiyara
kiliselerde zenciler Tanrı ile bir başına
diye düşünüyor insanlar alanlarda ve sokakta
dünyanın özel işaretleri var trenlerde
gökyüzünü suyu havayı bölüştüren
amma da kusursuz hayat diyor alıngan
genç kız ve Georgia’da öldüresiye dövüyorlar
her hafta zenci bir erkek çocuğunu
Paul Robeson türkü söylerken dünya gibi
denizin ve hayatın başlangıcı gibi
türkü söylerken
zalimliğe ve coca-cola reklamlarına karşı
dünyanın bir ucundan diğerine gözaltındaki kardeşlerimiz için
türkü söylerken yeni oğullar için
ki dinleyecek insan ve durduracak kırbacı
acımasız eli Lincoln’un yere devirmek istediği o eli
o el yeniden doğruluyor beyaz bir engerek yılanı gibi
esip gidiyor yel alıp götürüyor mezara yel
söyleşileri yemin kalıntılarını bir şey
ağlıyor gibi mermer üzerinde yağmur çisentisi gibi
unutulmuş eski ve gömülmemiş acılardan
Klan öldürdü kaçmak isteyen bir yabanı
astılar yakılırken bağıran zavallı siyah deriliyi
diri diri kevgire döndürürken bedenini kurşunlarla
şapkalı Rotary Kulübü zenginlerinin önünde
hiçbir şeye yok inançları cellât onlar sadece
korkak katil zenginliğin çöp tenekesi
cinayet kanıtlarıyla gidiyorlar evlerine
yıkamaya ellerini ve dua etmeye pazar günü
Senato’ya telefon ediyorlar ve anlatıyorlar kahramanlıklarını
İllionis’te öldürülenin yok bunlardan hiçbir haberi
değil mi ki bir dil konuşur günün rüzgârı
kölelik öfke zincirler hakkında
ve boyunca taş plakların arasında arama artık o adamı
O sadece utkunun öğütülmüş mısır tozudur artık
bir ölü zaferin ardından dünyayla aynı düzeye gelen utkunun
sadece gömleği değil paramparça yırtılan
sadece ölümün deliği değil bizi öldüren
zamanların sonsuzca tekrarlanan sonbaharı da
ki kemirir utku kazanmışı korkak şarkısıyla
ölür gider önceki günün yiğitliği yeniden dalgalanır
hainin hiddetli bayrakları
birileri şarkı söylüyor heykelin yanında bir okulun
kız korosu bu yükselen acı dolu sesleri dokunmuyor
uçup giden toza ki uçup gider konmadan aşağıya
ulaşmadan uyuyan ağaç yarıcısına
onur belgelerinin altındaki ölü utkuya
gülerken alaycı serseri rüzgârı Güney’in.

[“Evrensel Şarkı”nın dördüncü bölümü “Kurtarıcılar”dan]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy