Kan Kızılı Çizgi

Sonra kaldırdı kral
yorgun elini,
ve haydut alınlarının çok üzerinde
dokundu duvara.
Çektiler buraya
kan kızılı bir çizgiyi.
Üç oda
altın ve gümüşle doldurulmalıydı,
O’nun kanıyla çizilmiş bu çizgiye kadar.
Ve altın çark döndü geceler boyu.
Bilinmezliğin çarkı gece ve gündüz.
Altını üstüne getirdiler toprağın, boyundan çekip
kopardılar sevgi ve köpükten yapılmış takıları,
gelin bileziğinin yüzdüler derisini
ve tanrılarını zararsız kıldılar onların.
Teslim etti tılsımını çiftçi,
altın damlasını balıkçı,
ve titredi saban demiri bir yanıtla;
yücelerde davet ve çığlık duyulurken,
döndü altının çarkı.
Ve kaplanlar toplanıp
paylaştırdı kanı ve gözyaşlarını.

Biraz kederli bekledi Atahualpa
yalçın And Dağı gününde.
Açılmadı kapılar. Yırtıcı kuşlar
paylaştırdılar her şeyi en son hazineye dek:
Kutsal firuze taşları, gümüşten dokunmuş
kaftan lekelendi cinayetle:
Hırsız pençeleri
ölçtü ve tarttı, ve yas içinde
dinledi kral cellatların arasında
keşişin kahkahasını.
Bir çömlek gibiydi yüreği, doluydu
kına ağacı kabuğunun kekre aroması kadar
acı bir dehşetle.
Kendi sınırlarını düşündü, soylu Cuzco’yu,
prensesleri, kaç yaşında olduğunu,
ülkesindeki ürperişleri.
Yürekçe olgundu, umutsuz sakinliği yasın kendisiydi.
Huáscar’ı düşündü.

Yabancıları O mu göndermişti acaba?
Her şey gizemliydi, her şey bıçaktı,
her şey yalnızlıktı, yalnızca yaşayan
kan kızılı çizgi titreşti,
yutarak hızla ölmekte olan dilsiz ülkenin
sarı bağırsaklarını.

Valverde göründü o vakit ölüm ile.
”Senin adın Juan”, dedi O’na,
ateşi kararken onlar.
Dokunaklı bir biçimde yanıt verdi: “Juan,
ölüm adım Juan benim”,
anlayamadan daha fazla ölümün ne olduğunu.

Bağladılar boğazını
ve demir bir kanca ağdı Peru’nun ruhuna.

[“Evrensel Şarkı”nın üçüncü bölümü “Kaşifler”den]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy