Görkemli ölüm çağırdı beni bir çok kez:
Dalgalardaki görünmez tuzdu o,
ve fark edilmez tadındaki yayılan şey
uçurum ve doruğun parçaları gibiydi
ya da rüzgâr ve yağmurdan kocaman evlerdi.

Demir grisi bu yumurtaya geldim, havanın
ensizliğine, tarımın ve kayanın ölü çiyine,
yıldızsızlığın son basamağına,
baş döndürücü bu helezon yola:
Ama sen, yayılmış deniz, ey ölüm! Yaklaşmıyorum
sana her bir dalganda,
ne ki gece gibi dörtnala
ya da gecenin bütün toplamı gibi geliyorum.

Hiç yeltenmedin ceplerimizi karıştırmaya, senin varışın
ancak
kızılın en güzel giysisinde olasıdır:
Kuşatılmış sessizliğin sabah kızılı halısında:
Gözyaşlarının gömülü büyük vasiyetnâmesinde.

Her insanda bir ağaç sevemedim
omuzlarındaki küçük ilkbaharlarıyla (bin yaprağın
ölümü), bütün sahte ve topraksız ölümler,
uçurumsuz yeniden dirilmeler:
Yüzmek isterdim o engin hayatta,
o geniş deltalarda,
ve kaynak tazesi ellerimin avutulmaz hayatsızlığını
dolanmaması için yolu ve kapıyı kapattığında,
ve azar azar yadsıdığında beni insan
ve dolandığımda caddeden caddeye, ırmaktan ırmağa,
kentten kente, yataktan yatağa,
ve tuz maskelerim dolandırıp durduğunda çorak toprakta,
ve en son alçakgönüllü lambasız evlerde, ateşsiz,
ekmeksiz, taşsız, rahat yüzü görmeden,
yapayalnız kıvrıldım ölürcesine kendi ölümümün
içlerine doğru.

[“Evrensel Şarkı”nın ikinci bölümü “Macchu Picchu’nun Dorukları”ndan]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy