Dünyanın merdivenlerine tırmanırken,
ta yitik ormanın acımasız ıssızlığına dek,
ta yukarı sana doğru Macchu Picchu.
Dikleşen kayalardaki yüce kent,
dünyalı olanın uyuyan giysileri altında
saklayamadığı en son ev.
Sende sallanır iki paralel çizgi gibi
şimşeğin ve insanın beşiği
ısırgan bir rüzgârda.

Taşın anası, kondorun köpüğü.

İnsan şafağının yüksek pırıltısı.

İlk kumda yitik bahçıvan beli.

Meskendi bu, mekândı bu:
Burada yükseldi güçlü mısır bitkisi
ve toprağa düştü yeniden kızıl bir dolu tanesi gibi.
Burada büyüdü lamanın altın yünü
süslemek için sevdalıları, mezar taşlarını, anaları,
kralı, yakarıcıları ve savaşçıları.

Burada dinlendi insan ayakları geceleri
yaban hayvan oyuklarındaki kartal pençelerinde,
ve şafağın gölgesinde
mühürledi yıldırım ayaklarla incelmiş pusu
ve dokundu yerle taşa,
gecede ve ölümde tekrar tanınıncaya dek.

Giysileri ve elleri görüyorum,
çınlayan boşluktaki suyun akışında,
bir çehrenin uysal dokunaklılığından yumuşadı duvarlar,
ki gözlerimle izledim dünyalı lambaları,
ki ellerimle vaftiz ettim yok olmuş aşiretleri:
Çünkü giysiler, deri, kap,
söz, şarap ve ekmek,
her şey yitti, düştü toprağa.
Ve portakal çiçeği parmaklarıyla çekildi hava
bütün uyuyanların üzerinden:
Hava ve aylardan bin yıldan, havadan haftalardan,
mavi rüzgârdan, demir grisi sıradağlardan,
cilâlı adımların hafif fırtınasından,
taşın ıssız topraklarından.

[“Evrensel Şarkı”nın ikinci bölümü “Macchu Picchu’nun Dorukları”ndan]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy