Bolivya (22 Mart 1865)

 

Kazandı zaferi Belzu. Gecedir. Yanıyor La Paz

son silah atımlarıyla. Kuru toz

ve üzünç dolu dans yükseliyor

tepelere doğru, dokunmuş ay solgunu alkolle

ve korkutucu yeni nemlenmiş eflatunla birlikte.

Düştü Melgarejo, kafası

çarpıyor kanlı zirvelerin

mineralsi yumurtasına, altından

iplikler, altın işlemeli

süvari üniforması, parçalanmış

gömleği yüzüyor kötülük dolu terde,

yatıyor at dışkısının

ve yeni vurulmuşun beyni yanında.

 

Ve arasında beyaz eldivenlerin ve diplomat fraklarının

kabul ediyor Belzu gülücükleri Saray’da,

ve bölüşülüyor güç ayyaş yaylalardaki

esmer halk üzerinden,

yeni gözdeler kayıyor

cilalanmış salonlardan,

ve gözyaşları ve lambalardan bir hâle

düşüyor üzerine yanan barutla yarılmış kavalın.

 

Dalgalanan yığın arasından

gidiyor Melgarejo, fırtına dolu bir hayalet,

sadece hiddetiyle ayakta duruyor.

Kendi çevresindekileri dinliyor,

dilsizleştirilmiş yığın, yırtılmış

çığlık, yüksek sevinçlerin parıltısı yanıyor

dağların üzerinde, yeni

fatihin penceresi.

Hayatı (bir parça

kör kuvvet ve opera, kopmuş

kraterlerden ve yüksek platolardan,

bir asker düşü

kartondan kılıçlarıyla korunmasız bölgelerde

boşaltılan üniformalar, fakat korkutan

yara var, gerçek ölümler

ve gerçekten boynu vurulanlar, taşra alanlarında:

Orada yatıyor maskeli şarkı korosu

ve Majesteleri konuşuyor

at gübresi, ipek ve kan arkasında duruyor,

ve ölüler sırasıyla, yok edilmişler, kaskatı,

sağır eden merhemleriyle

atik mızraklardan delik deşik olanlar)

düştüler en derin toza,

hor görülmede ve boşlukta,

belki alçaltılmada yüzen bir ölümde,

fakat yenilgi hakkında açıyor ağzını havada

kralsı bir boğa gibi,

altını üstüne getiriyor metalik kumun

ve zalim sendeleyerek adımını atıyor ileriye,

bu Bolivyalı Minotaurus yönelmiş

haykıran altından salonlara doğru.

Bölüyor kalabalığı ve kesiyor ortadan

isimsiz insan topluluğunu, terbiyesizce

tırmanıyor devrilmiş tahta,

ve atılıyor üzerine o galip liderin. Belzu

düşüyor yere, kolalı gömleğinin ön tarafı lekeleniyor,

kırılıyor bardak ve döküyor O’nun akıcı ışığını,

göğsü sonsuza dek delik deşik artık,

yangının kanla lekeli

yalnız bizonu saldırdığında,

atıyor bütün bedenini balkonun üzerinden

ve bağırıyor: “Belzu öldü”. “Kim yaşıyor”,

“cevap ver”. Ve alandan

toprağın boğuk bir çığlığı yükseliyor, panik ve korkudan

kara bir çığlık: “Yaşasın,

evet, çok yaşasın Melgarejo, çok yaşasın Melgarejo”,

ölenin halkı da aynı halk yığınıydı,

orada yatan ve sarayın merdivenlerinde kanayan

cesedi esenleyen aynı halktı: “Çok yaşasın”,

diye haykırıyor o devasa kukla

kaplıyor bütün balkonu o parçalanmış giysisiyle,

savaş meydanından gelen kir ve iğrenç kanla.

 

[“Evrensel Şarkı”nın beşinci bölümü “Aldatılmış Kum”dan]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy