Bitki Hükümdarlıkları

Sayısız, isimsiz ülkelerin üstünden,
başka yörelerden avlayarak geldi rüzgâr,
yağmur tanrısal iplikler getirdi,
ve gebe adak tanrı’ları
geri verdi hayatı ve çiçekleri.

Berekette büyüdü zaman.
Jacaranda ağacı denizötesi parıltılı
çiçek köpüklerini patlattı havada,
güçlü fırlattığı mızraklarıyla
doğruldu erkek ördek karda,
yaşlı maun ağacı bıraktı kanını tepesinden,
ve karaçamın güneyindeydi
yıldırım ağacı, kızıl ağaç,
dikenli ağaç, ana ağaç,
zencefil kızılı lif dokusu, sakız ağacı,
dünyalı uzam ve uyum,
manzaraların yaşayan varlığı.

Taze ve yaygın bir koku
doldurdu solukları bütün çatlakları
boyunca dünyanın,
buhura  ve miske dönüştü:
Yabanıl tütün attı gül çalısını
düşsel zerafete.
Ateşle taçlanmış bir mızrak gibi
boy attı mısır, ve kaybetti
taneleri gövdesi ve doğdu yenileri,
yaydı ununu ve köklerinin altında
sakladı öleni,
ve o zamandan sonra gördü
beşiğinde büyüyen bitkisel tanrıları.

Bükülerek ve yayılarak
serptiştirdi sıradağların kuştüyüne;
meyve sapları ve filizlerden yoğun bir ışık
saygı gördü topraksı bir merhemden
amansız yağmur kuşakları,
karanlık, sudan doğmuş geceler
ve sabahın sarnıçlarından yapılma;
ve gezegenin
metal levha ovalarında da,
genç bir yıldız halkına boyun
eğdi otların hükümdarı, ombu ağacı,

o özgür hava, o seğirtken kaçış,
ve sallandı durdu bozkırda, ve
dizginledi onu
kökleri ve dizginleri dallanmıştı çünkü.

Amerika, ağaçlarla koskocaman büyümüş,
yaban akdiken çalısı bahçeler arasında,
bir kutuptan öbürüne beşik salladın sen,
yeşil ihtişam, sık orman seni.
Gece, kutsal ağaç kabuklu kentlerde
izin verdi, çınlayan odunlarda
kudretli yaprağın filizlenmesine,
başlangıcın saklı taşına
ve doğuşa.
Amerika’ya özgü, yeşil dölyatağı,
tohum ağırlığı savana, paketlenmiş kubbe,
bir dal bir ada gibi doğdu,
bir yaprak bir kılıcın biçimini aldı,
bir çiçek yıldırım ve denizanası oldu,
bir salkım cismini yuvarladı,
bir kök karanlığa batırdı kendini.

[“Evrensel Şarkı”nın birinci bölümü “Yeryüzündeki Lamba”dan]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy