Atmosferle caddeler arasında boş bir ağ gibi
ileri geri salındım durdum havada
ve yaklaşıp ilkbaharla mısır başağı arasında,
ve uzaklaşarak sonbaharın gelişiyle
serpilmiş yaprak sikkelerinden
en büyük sevdaya benzeyen o şeyin
bize sunduğu uzun parmaklı bir ay gibi
düşen bir eldivenin içindeymiş gibi.

(Bedenin çiğ havasında
yaşayan parıltının günleri: Çelik dönüştü
asidin sessizliğine:
Geceler bölündü en son mısır ununa kadar:
Gelinlik anayurdun saldırgan gündönümleri).

Beni kemanlar arasında bekleyen biri
sarmalını, bütün solgun kükürt renkli
yapraklardan daha derine batıran
gömülmüş bir kuleye benzeyen bir dünya buldu:
Hatta daha derine, aşağıya yerbiliminin altınına;
göktaşlarıyla karışlanmış bir kılıç gibi
batırdım hiddetli ve kibar elimi,
yeryüzünün bu en dahiyane derinine.

İndirdim bu alnı dalga diplerine,
o kükürt ekşisi huzurda sanki bir damla buldum,
ve melez gibi, yaseminlere döndüm geriye
bitkin insansı ilkbaharda.

[“Evrensel Şarkı”nın ikinci bölümü “Macchu Picchu’nun Dorukları”ndan]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy