Artigas

 

(I)

Çalılıklar arasında büyüdü Artigas, ve fırtınalıydı ilerleyişi

çayırlıklarda patlayan dörtnalasıydı

taşın veya çanın,

tekrar tekrar inen bir tekme gibi

döverdi çorak toprağın bağrını,

yankı veren toynakların yaydığı

göksel rengi topladı

Uruguay çiyiyle ıpıslak bir bayrak doğana dek.

 

 

(II)

Uruguay, Uruguay, Uruguay Irmağı’nın şarkılarına

uydur sesini,

cıvıltılı güvercinlerin melankolik çağrısına,

Uruguay şimşeğinin kulesi

ilân eder rüzgârda Uruguay’ı çınlatan

göksel çığlığı

ve şelale yankılanırsa ve utkulu bozgunlarının

en son tanelerini toplayan sınır bölgelerinde

kekre süvarinin dörtnalasını tekrarlarsa,

yayar temiz bir kuşun uyumlu ismini,

şiddetli vatanı vaftiz eder keman ışığı.

 

 

(III)

Ah Artigas, hilal taşranın askeri,

bütün taburlara ihtiyaç duyulurken

sadece senin ponçon bildiğin takımyıldızlarıyla ışıl ışıldı,

kan bozuluncaya ve şafağı kurtarıncaya dek

ve ilerleyen adamların

galip geldi günün tozlu patikaları uyanırken,

Ah sürekli güzergâhın babası, öncüsün sen,

tozun kentaur’usun sen!

 

 

(IV)

Bir asrın günleri ve sürgünlüğünün ardında seğirten

saatler geçip gitti:

Binlerce demir örümcek ağıyla dolanmış ormanın ardında:

Yalnızca çürümüş meyvelerin, bataklığın, yaprakların,

yumruklayan yağmurun, peçeli baykuşun müziği üstüne düştüğü

sessizliğin ardında,

Paraguaylıların çıplak adımları girer ve terk eder

gölgenin güneşini,

kırbacın sırımı, sopalar, böceklerin yediği bedenler:

Kendini öne süren ağırbaşlı bir kol demiri siler ormanın rengini

ve kurşuni şafak kapanır kemerleriyle,

Artigas’ın hasret dolu gözleri arar Uruguay ışığını.

 

 

(V)

Sürgünlüğün kekre zahmeti” diye yazmıştı bir can birader,

ve Amerika’nın perdesi  koyu bir gözkapağı gibi inmişti

Artigas’ın dik bakışı üstüne, kan donduran süvari,

galip gelmişti bir despotun hareketsiz donuk dik bakışıyla,

boş bir krallıkta.

 

 

(VI)

Tövbekâr ağrılarla titreyen senin Amerikan:

Oribes, Alveares, Carreras çıplak atıldı

kendilerini feda etmeye:

Öldüler, doğdular, düştüler: Kör adamın gözleri

öldürüldü: Dilsizin sesi

konuştu. Ölü, en sonunda buldu grubunu,

en sonunda ölümde buluştu onların aristokrat mezhebi.

Ve kanla lekelenmiş bütün adamlar keşfetti

rütbelerinin aynı olduğunu: Düşmanı yoktur toprağın.

 

 

(VII)

Uruguay bir kuş şarkısıdır, veya bir su dilidir,

şelaleden bir hecedir, kristalden bir fırtınadır,

Uruguay, mis kokulu ilkbaharda meyvelerin sesidir,

ormanların nehirsi bir öpüşüdür ve Atlas Okyanusu’nun

mavi maskesidir,

Uruguay, rüzgârlı altın bir günde kurusun diye asılan giysidir,

Amerika’nın sofrasında ekmektir, ve masadaki ekmeğin saflığıdır.

 

 

(VIII)

Ve her şeyin yazıcısı Pablo Neruda, bu şarkıyı

sana borçlanmışsa, ey Uruguay,

bu öyküyü, bu buğday başağı toplamını, bu Artigas’ı,

görevimi savsaklayamam o halde, veya kabul edemem

uzlaşmaz şüpheleri: Bekledim sessiz bir saati,

usulca seğirttim huzurlu bir saatin ardından,

ırmak bitkilerinin hasadını biçtim,

daldırdım kafamı senin kumuna ve uskumrunun gümüşüne,

çocuklarının aydınlık dostluğuna,

yarı yıkık pazarlarında arındırdım kendimi

kokuna ve sevgine borçlu kaldığımı hissedinceye dek.

Ve belki sevginin ve kokunun bana sunduğu mırıltı

ışıklı kaptanının belleğinde bıraktığım

karanlık sözcüklere yazılmıştır.

 

[“Evrensel Şarkı”nın dördüncü bölümü “Kurtarıcılar”dan]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy