Yargıçlar

Peru’nun yücelerinde, Nikaragua’da,
Patagonya’da, kentlerde
hiçbir hakkın yoktu senin, hiçbir şeyin yoktu senin:
Sen, sefilliğin çanağı, terk edilmiş
oğlu Amerika’nın, hiçbir yasa yok
hiçbir yargıç yok senin toprağını koruyan
senin mısırlı küçük evini.
Memleketlilerinin kastları geldiğinde,
efendilerinin kastları, unutulmuştu çoktan
pençeleri ve bıçaklarıyla o çok eski düş,
gelmişti yasa göğünü ıssız koymaya,
sevdiğin toprağını senden çekip koparmaya,
ırmakların suyunu senden çalmaya,
ağaçların ülkesinden seni yoksun bırakmaya.
Sana karşı tanıklık yaptılar, gömleğine
numaralar koydular, yaprak ve kâğıtlarla
astarladılar yüreğini,
gömdüler seni soğuk fermanlara,
ve uyandığında en titrek mutsuzluğun sınırında
yağmalanmış, yapayalnız, huzursuz
attılardı seni zindana, bağladılardı seni
prangaya vurdular ellerini ki yoksulların suyunu
yüzerek geçemeyesin,
ama debelenerek boğulasın diye.

Aziz yargıç okuyor senin için
paragraf dört binden üçüncü satırı,
senin gibi düşmüş diğerlerinden kurtarılmış
bu mavi coğrafyada kullanılan aynı yasayı,
ve vasiyetine yaptığı ekle
bitli bir köpek düzeyine indiriyor seni ansızın.

Soruyor sana kan, nasıl karıştırılır
zenginle yasa diye? Hangi kükürtlü demirden
dokunmuş kumaşla nasıl sürüklenir
yoksullar mahkemeye?

Nasıl acılaşır dünya
taş ve acılarla disiplinli bir şekilde yetiştirilmiş
zavallının oğulları için?
İşte böyle oldu, işte böyle yazılı dursun diyorum.
Hayatlar böyle yazılmıştı alnıma.

[“Evrensel Şarkı”nın beşinci bölümü “Aldatılmış Kum”dan]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy