Yağmurda Atlı

 

Temel sular, sudan duvarlar, yonca

ve derisi soyulmuş yulaf,

nemli, damlayan, vahşice örülmüş bir gecenin

ağında zaten yakalanmış baş kısmı,

bir şikayetle geri dönüyor parçalayan damla,

gökyüzünü yaran çapraz hiddetler.

Dörtnal gidiyor rayihada yıkanmış atlar

sağanak yağmurun altında, kırbaçlıyor su ve evcilleştiriyor

deriden, taştan ve sudan kızıl şaşkınlığıyla onların:

Ve buhar eşlik ediyor çılgın bir süt gibi

kaçak üzümlerle birlikte köpüklenen su.

Gündüz değildi, sadece o katı yörelerin

sarnıç karanlığıydı, o yeşil çalkantı

ve o hayvansı at kokusundaki gibi toynaklar

birleştiriyor dönen toprakla avlayan yağmurlu zamanı.

Battaniyeler, biniş takımları, eyer örtüsü yığılmışlar üst üste

kasvetli narlar gibi

yaban ormanı yenen ve mahmuzlayan

o yanan kükürt sırtların üstünde.

İleri, ileri, ileri, ileri,

ileri, ileri, ileri, ileriiiiii,

biçiyor atlılar yağmuru, kekre

fındıkların altında kovalıyor atlılar, yağmur

büküyor sonsuz tahılını titreyen ışınlarla.

Orada, sudan bir ışık, şaşırmış bir şimşek

yaprağın üzerine fırlatılmış, ve dörtnalın sesinden bile

yükseliyor kanatsız su, yaralanmış toprakla.

Kanayıp duran kereste, yaprakla örtülmüş kubbe,

adım adım, buz gibi dağılmış ya da ay gibi

bitkinin yıldızlardan gece şarkısı,

siklonsu at oklarla kaplı donmuş bir hayalet gibi

gazaptan doğmuş yeni ayaklarla tamamlanmış

ve korkutan sancaklarıyla muhteşem imparatorluğu O’nun.

 

 

[“Evrensel Şarkı”nın yedinci bölümü “Şili’nin Evrensel Şarkısı”ndan]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy